İnsanın kendi duygularını dinlememesi ve onları gömmesi, bu kültürde oldukça fazla ve farklı formlarda söylenen bir şeydir. İyi bir evlat olman söylenir, en başta, ve anne babanı hayal kırıklığına uğratmaman; bu yüzden onların isteklerini ön plana koymalısındır. İyi bir öğrenci olman söylenir, böylelikle öğretmenin ne yaparsa yapsın, onun bir bildiği olduğunu varsaymalı, içinden gelen herhangi bir öfkeyi ve rahatsızlığı bastırmalısındır. İyi bir kul olman söylenir ve bunun yüzünden içinden gelen herhangi bir şüpheyi ve kuşkuyu yok sayman gerekir; bunlar kötülerin veya yoldan sapmış trajiklerin düşünceleridir. İyi bir sakin olman söylenir, bu yüzden acımanı görmezden gelmeli ve ona göre davranmalısındır; hayata her zaman bir savaş gibi yaklaşmalı ve öldürmeye, öldürtmeye ve öldürülmeye hazır olmalısındır—acımak sadece zayıflar içindir. İyi bir erk olman da aynı şeyi söyler; şerefine asla leke getiremez, insanlara şefkat ve sıcaklık gösteremez, onların hikayesini dinleyemezsin; bunlar aptallar, geyler ve zenler içindir. İyi bir zenin kendi isteklerini bir kenara ve kocasının, çocuklarının hayatını ön plana koyması söylenir—hayat ve anlam hizmettedir.
Sürekli bir zorlu seçim ve feda vardır. Duygularımızı bir takım idealler, erdemler için feda etmeli ve mutsuzlukla yaşamayı öğrenmeliyizdir. İyi olmak, ne olursa olsun iyi bir şey olmak bunu gerektir. Ama sorun tam da burada yatmaz mı? İyi bir “şey”. Bu şey yerine konulan rol, hiçbir zaman bireyin bütünlüğünü göz önüne almaz. En azından bu diyarlarda böyle işlemez. Bunun sebebi bireyin hayatındaki bu rollerin onu göz önüne alan ve ona katkısı olan tamamlayıcı şeyler olmasından öte, onu bir araç olarak kullanan ideolojik aygıtlar olmasıdır.
İyi bir evlat, ona ne kadar kötü davranırsan davran, ihmal edersen et, sana ses çıkarmaz. İyi bir öğrenci, öğretmeninin disiplin adı altında yaptığı her türlü şiddete maruz kalmayı bir gurur payesi olarak taşır. İyi bir kul, inanç otoritelerinin dediklerini izler. İyi bir sakin, ona gösterilen iç veya dış hedefe saldırmaya her an hazırdır; eyalet (adamları) için yapılan her şeye boyun eğer. İyi bir erk, güçlü erkleri savunma fırsatını iple çeker. İyi bir zen, onu sömüren erklerin her arzusunu gerçekleştirmeyi canıgönülden ister.
Her zaman için hiyerarşide yukarıda bulunan birilerinin çıkarlarına bir hizmet bulunmaktadır. İnsana duygularını dinlememesi ve onları yaşamaması öğretilir. Kimi duygular çirkindir, ayıptır, zayıflıktır, ihanettir. ŞERDİR. Böylelikle, duygu körü bir erdem ve günah düzeni kurulur. Hizmet bir erdem, kötü duygulara kulak vermekse bir günahtır. Yaşanan topraklar boşluk diyarına çevrilir. Kendisini dinlemeyi, ihtiyaçlarını ve duygularını tanımayı bilemeyen bir avuç acınası varlıkla dolar. Varoluşlarında, savaşlarında, mücadelelerinde, sevinçlerinde, heyecanlarında, hüzünlerinde, yarım yamalak yaslarında… her şeylerinde ama her şeylerinde her zaman için bu sakat bırakan ahlakın izini taşırlar. Ne de olsa boşluğu kim görebilir, tarif edebilir ki? Olmayan şeyin matemi yoktur. Bunu gören ise içi burkulmadan bu manzaraya bakamaz. Her ruhta kopartılmış uzuvların ve çıkarılıp atılmış organların izi vardır. Derisi paramparçadır. Canavarlaşan da bu acıdan canavarlaşmaktadır. Kim böyle yaşamayı sürdürebilir ki? İnsana insanlığını reddetmesi öğretilmiştir. O da bu yüzden kurtluğu keşfetmiştir.
Bana kendimi verenler beni oraklarına çevirmiş.

Bir Cevap Yazın