Boykot! İktidarın Bir Zayıflığı Olarak Tüketimcilik ve İlerleme Zorunluluğu

Olaylar oldukça ilginç şekilde gelişiyor. Hiçbir önemi olmayan meclis siyasetiyle sınırlı kalmasıyla ünlü ana muhalefet partisi CHP, insanları sokağa çıkmaya çağırdı. Büyük protestolar gerçekleşti ve neredeyse bir ay sonra hala belli bir düzeyde devam ediyor. CHP ayrıca hükümet tarafından kontrol edilen ana akım medya da dahil olmak üzere hükümete bağlı şirketlere karşı bir boykot başlattı. Bu boykot insanlarda yankı buldu ve yayıldı.

Boykotun nasıl sonuçlanacağını zaman gösterecek, ancak hükümet buna güçlü bir şekilde yanıt verdi. Bu şaşırtıcı değil çünkü AKP hükümeti en başından beri neoliberaldi, ve muhafazakar kapitalistler ve diğer kapitalistlerle ortaklık içindeydi. Hala da öyle. Bunun ima ettiği iki şey var.

Birincisi, Türkiye neoliberal otoriteryanizmin bir vaka çalışmasıdır. Bu önemli çünkü neoliberaller kendi ideolojilerinin “özgürlükçü” olduğunu ve otoriterlik karşıtı olduğunu iddia eder. Bu da “pazarların özgürlüğü” ve demokrasinin el ele gittiği tezinden doğuyor. Türkiye bunun yanlışlığının önemli bir kanıtı. Bu açıdan, farklı bakış açılarıyla yazılmış iki çalışma Türkiye’nin durumunu ortaya koyuyor: Bozkurt-Güngen, 2018; Altınörs ve Akçay, 2022. Tam referanslar yazının sonunda bulunuyor ve İngilizceniz varsa veyahut yapay zekaya yükleyip özetini görmek istiyorsanız, makaleleri indirmek için Sci-Hub gibi bedava siteleri kesinlikle kullanmayın (!).

İkincisi -ve bence çok daha ilginç olanı- boykota karşı gösterilen güçlü tepki oluyor. Bu yazıyı orijinal olarak birkaç hafta önce yazdığım için biraz eski kalıyorlar, ama bu tepkinin bazı örnekleri aşağıda:

  1. AKP milletvekilleri boykot edilen kahve dükkanı zinciri Espressolab’a destek ziyaretinde bulundu.
  2. AKP’ye yakın Türk Gençlik Vakfı üyeleri, ikisi de boykotta olan devasa zincirler olan “D&R’dan kitap alın, Espressolab’da kahve için” kampanyası başlattı.
  3. Eğitim-Sen sendikasının akademisyen üyesi ve boykotu açıkça destekleyen Levent Dölek, şafak vakti düzenlenen bir baskınla gözaltına alındı.
  4. Boykot çağrısını destek amacıyla bir iş bırakma yapan Eğitim-Sen yetkilileri hakkında soruşturma başlatıldı.
  5. İletişim Bakanı Altun, boykota “ideolojik saplantı”, “ideolojik kumpanya” gibi ifadelerle saldırdı.
  6. Muhtemelen ücretli olan hükümet yanlısı kötü şöhretli bir trol hesabı, sanki Savunma Bakanı da Espressolab’ı ziyaret etmiş gibi bir “destek paylaşımı” yaptı.
  7. MHP lideri Bahçeli daha geniş hareketi “anti demokratik kalkışma denemesi” olarak adlandırdı; Özel’e “zıvanadan çıktı” dedi; ve boykotu bir işgale benzetti.
  8. Erdoğan, “yerli-milli markaların” boykot edildiğini söyleyerek boykota karşı çıktı. Ayrıca Özel’e boykot çağrısı sebebiyle “siyasi mandacı” dedi.
  9. İstanbul Başsavcılığı, ‘boykot çağrısı yapanlar’ hakkında soruşturma başlatıldığını duyurdu.
  10. RTÜK, boykotu destekleyen TV kanallarını ve yayıncıları, izlendiklerini ve gerekli adımların atılacağını söyleyerek tehdit etti.
  11. Boykota desteklerini dile getiren kimi Türk aktör ve aktrisler kadrodan çıkarıldı.
  12. 16 kişi, boykotla ilgili çağrılar nedeniyle ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme’ suçlamasıyla gözaltına alındı.

Muhalefetin boykota ne kadar sadık kalabileceğini zamanla göreceğiz, zira bu belirleyici olacak. 2 Nisan’daki günlük genel boykotun etkisi üstüne yapılan bir analiz, bunun ekonomik aktiviteye bir etkisi olduğuna işaret ediyor. Hedefli boykotun genel boykottan daha çok katılımcısı olma ihtimali düşünülünce, boykotun etkili bir strateji olabileceği görülüyor.

Bir boykot örneği olarak: Yandaş Medyayı Google Sonuçlarınızdan Nasıl Engellersiniz?

Bu verileri ele almadan bile sadece boykota karşı verilen sert tepki, onun düzenin Aşil Topuğu olabileceğine işaret ediyor. Çağrı yapan bazı önemli kişileri cezalandırmak dışında boykotçulara pek bir şey yapamıyorlar, çünkü boykot milyonlarca anonim insan tarafından gerçekleştiriliyor. Muhalefet bunu geniş bir şekilde sürdürebilirse boykot muhtemelen oldukça etkili olacak.

80’lerden beri, ancak özellikle AKP 2002’de iktidara geldiğinden beri, Türkiye’nin yapısı tüketimci bir dönüşümle kol kola ilerleyen neoliberal bir dönüşüm yaşadı (Demirezen, 2015; Bozkurt-Güngen, 2018; Altınörs ve Akçay, 2022). Yirmi yıl öncesine kıyasla Türkiye toplumu çok daha tüketimci, bu da kapitalist sınıfta karşı bir karşı-bağımlılık yaratıyor çünkü kâr etmek için insanların ürün ve hizmetlerini tüketmelerine bel bağlıyorlar. Ne de olsa, gittikçe ve daha çok tüketim bu düzenin temelinde yatıyor. Bu nedenle, bu karşı-bağımlılığı kullanmak zayıf noktalarından vurmuşa benziyor; gelir kaybetme düşüncesiyle paniğe kapılıyorlar. Hükümet de bundan korkuyor, çünkü güçlü ortaklarının birçoğu onlarla öncelikle kapitalist amaçlar için çalışıyor. Gelir azalırsa bağlılıklarını değiştirebilirler veya en azından desteği azaltabilir, bırakabilirler.

Kapitalist sınıf ve siyasi düzen -birçok ülkede olduğu gibi- oldukça iç içe geçmiş olduğundan, bu çağrı ikisini de tehdit ediyor. Tepkilerden belki de en öne çıkan an, NBL Entertainment’ın sahibinin bir Espressolab’da boykot sebebiyle yaşanan münakaşaya şu şekilde tepki göstermesiydi:

Bu söylem yeni değil. Boykotçulara çok sayıda vatana ihanet suçlaması yapıldı, fakat hiçbirisi ideolojik açıdan bu kadar şeffaf değildi. Slavoj Žižek’in diliyle anlatırsam, bu düpedüz “saf ideoloji”. Özkan daha sonra da yakın zamanda boykot nedeniyle milyonlarca dolar kaybettiğini söyleyerek yakındı, sempati kazanmaya çalıştı.

Post-Hegelci bir şekilde dile getirirsem, bu tarihi anı özgün bir olay olarak inceleyerek ondan bir şeyler öğrenmeye çalışmak önemli, zira tarih sürekli bir akış içindedir ve her an bir özgünlük ihtiva eder. Burada öğrenmeye açık bir zihinle yaklaşmak önemli oluyor çünkü eylem sık sık teoriye öğretmenlik yapar. Soyut ve gaz olan şeyleri bir anda katılaştırır, daha önce görülmeyen şeyleri açığa çıkarır. Bu doğrultuda, hareket nasıl biterse bitsin, iki önemli şey ima ettiğini düşünüyorum.

Öncelikle, statükocu bir parti yeterince baskı altında olduğunda daha iyiye doğru değişebiliyor. Kazanmak için mükemmel koşullara sahip olmasına rağmen, CHP ve daha geniş muhalefet, ana olarak parti liderlerinin korkunç kararları nedeniyle 2023 seçimlerinde büyük bir başarısızlık yaşadı. O zamandan beri CHP liderliği değişti; bu Türkiye’de nadir görülen bir şey. 2024 yerel seçimlerinde, AKP tarihindeki en büyük yenilgisini alırken, çok daha eski olan CHP tarihindeki en etkileyici zaferlerinden birini elde etti. Ve şimdi, bu kritik ana şaşırtıcı bir uyum sağlama yeteneğiyle karşılık veriyor.

İkincisi, boykot, özellikle kapitalist sınıf ve siyasi düzen oldukça iç içe geçmişse, tüketici bir ülkede oldukça etkili olma potansiyeline sahip gibi görünüyor. Alternatif olarak, hükümetin bu kadar sert tepki vermesinin sebebi herhangi bir karşı çıkışa verdikleri otomatik tepki de olabilir. İki ihtimal de şu an için geçerliliğini koruyor. Hangisinin daha doğru olduğunu zaman gösterecek ve bunu anlamak için açık bir zihine sahip olmaya devam etmek gerekiyor.

Bu iki çıkarımın sadece Türkiye’den daha geniş etkileri var. Özellikle yıllardır tüketimcilik ve onun insanları ideolojik olarak pasifleştirmesi üstüne yazmış birisi olarak, haklı çıktığımı hissediyorum.

Muhalefetin İçinde Bulunduğu Dönüm Noktası

Bununla beraber, boykotun tek başına yeterli olacağına dair ciddi şüphelerim var. Muhalefetin içinde bulunduğu noktadan kolay bir çıkışı yok ve artık ilerlemekten başka çaresi yok. Bununla alakalı, Menderes Çınar’ın yazdığı önemli bir yazı var. Özetle, iktidar seçimler artık onu destekleyen sonuçlar çıkarmadığı için, seçimleri ekarte etmeye başladı. Bu noktada, muhalefeti artık bir siyasi rakip değil fakat meşruluğu olmayan bir varoluşsal düşman, yani kendisine her şey mübah olan bir grup olarak konumlandırmaya başladı. Siyaset bilimi lügatıyla, Türkiye rekabetçi otoriteryanizmden, yani seçimlerde rekabetin eşit olmayan bir şekilde olsa da mümkün olduğu bir otoriteryanizmden, tam otoriteryanizme, yani muhalefetin hiçbir şekilde rekabet edemeyeceği bir sisteme geçiş yapmanın eşiğinde.

Böyle bir ortamda, söz konusu olan şey sadece bir siyasetçi, bir parti, bir grup değil, fakat doğrudan doğruya rekabet sisteminin kendisidir. İktidar da bu rekabeti yok etmek istiyor çünkü artık muhalefetle “meşru” siyaset bağlamında rekabet edemiyor. Bu yüzden muhalefeti meşru siyasetin dışına atarak, tamamen zor kullanımıyla yok etmeyi planlıyor—sonuçta, meclis siyasetinin bir etkisi olmadığı ve seçimleri kazanması mümkün olmayan bir sistemde, muhalefet partiler pratikte yoktur.

Böyle bir sistemde otoriteryen bir hükümetin anlamlı bir şekilde normalleşmeye ve yumuşamaya gitmesini beklemek çok küçük bir olasılıktır. Zira çok uzun süredir iktidarda olan, çıkar ilişkileri sebebiyle bilimum ortakla iç içe geçmiş, pek çok insanın ahını almış bu yapı kaybederse ağır kaybedecektir—yaptıklarının bedeliyle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Bu yüzden, zaman zaman frene basıyormuş gibi görünebilecek olsa da, uzun vadeli olarak el arttırmasını beklemek en makul olan seçenek.

Böyle bir durumda muhalefet de onu yok etmek isteyen yapıyla eğer bir normalleşme, yumuşama sürecine girerse, veyahut ivme kaybederse, mücadele şansını kaybedecek ve tam otoriteryanizme geçiş tamamlanacaktır. Bu yüzden muhalefetin el arttırmaya kendi el arttırmasıyla cevap vermekten başka bir şansı yoktur. Aksi onun için irrasyoneldir

Bu yüzden, muhalefet açısından, ekonomik faaliyeti sekteye uğratacak grev ve iş yavaşlatma gibi eylemlerle boykotun desteklenmesi elzemdir. Bunun için, kimi muhalifler çağrılar yapmaktadır. Bu noktada kolektif olarak, yani beraber hareket etmek muhalefet için zorunluluktur çünkü boykotun aksine grev görünür bir şey ve böyle durumlarda kuvvet birlikte yatar. Tek başına bir şey yapan kişi hedef haline gelir fakat kolektif olarak hareket eden kişilere bir şey yapması çok daha zordur.

Bir örnek: Sendikalara Grev Çağrısı! Kopyalanabilir sendika e-posta listesi ve taslak mesaj

Son olarak, muhalefetin içindeki kimi gerilimler ve çatlaklar manipülasyona açık durumda. Özellikle kimlik siyaseti üstünden yapılan ve başkalarını susturmayı amaçlayan söylemler, internetteki milliyetçi kesimler arasında oldukça yaygın. Fakat şu noktada bunlara takılmak muhalefette uçurumlar yaratıyor, ona zarar veriyor. Bu yüzden, muhalif kişi rasyonel hareket etmek istiyorsa, öncelik sırasını ve dibinde bulunduğu uçurumu göz önüne alması yerinde olacaktır.

Bu noktada şu da denilebilir: Gerçek etkileşimler ve eylemler çok daha bir birliktelik, ivme ve rasyonellik içerirken, internette sesi çok çıkan bazı kesimler odağı kaydırıyor ve harekete zarar veriyor. Başka bir deyişle, şunun olmamasına dikkat etmek gerekiyor.

Pixis: Bize söylenildiğine göre, titanlar toprakları ele geçirmeden önce, insanlar birbirlerini kabilesel anlaşmazlıklar ve ideolojiler yüzünden sürekli olarak öldürüyormuş. O zamanlarda, denilene göre, birisi, insan olmayan güçlü bir düşman ortaya çıkarsa, insanlığın muhtemelen birleşeceğini ve kendisiyle savaşmayı bırakacağını söylemiş. Senin görüşün nedir, evlat?
Eren: Bu efsaneyi daha önce hiç duymadım fakat bence çok tozpembe.
Pixis: Hahaha, kişiliğin benimki kadar çarpık.
Eren: Şimdi bile, “güçlü düşman” bizi köşeye kıstırmışken, birleşmiş olmaktan çok uzağız.

Referanslar

  • Altınörs, G., & Akçay, Ü. (2022). Authoritarian neoliberalism, crisis, and consolidation: the political economy of regime change in Turkey. Globalizations19(7), 1029–1053. https://doi.org/10.1080/14747731.2021.2025290
  • Bozkurt-Güngen, S. (2018). Labour and Authoritarian Neoliberalism: Changes and Continuities Under the AKP Governments in Turkey. South European Society and Politics23(2), 219–238. https://doi.org/10.1080/13608746.2018.1471834
  • Demirezen, İ. (2015). Tüketim toplumu ve din. İstanbul, Turkey: Değerler Eğitimi Merkezi.

“Boykot! İktidarın Bir Zayıflığı Olarak Tüketimcilik ve İlerleme Zorunluluğu” ögesine 3 yanıt

  1. tora avatarı

    Emeğinize sağlık güzel bir yazı olmuş. Küçük bir sorum olacaktı.Boykot edilecek markalar hakkında muhalefetin açıkladıkları haricinde markalar söyleyen kişiler de var ve biraz karışıklaştı bu durum internet camiasında benim açımdan. En doğru ve kapsamlı listeye nereden ulaşabiliriz?

    1. Teşekkürler 🙂 CHP’nin açıkladığı liste dışında ben kendim birkaç ekleme yaptım (BİM, ŞOK, A101, Ülker, Tuğba Kuruyemiş). Bir sürü liste geziyor dediğiniz gibi ama bence bir noktada kişinin kendi karar vermesi gerekiyor. Eklediğim bu markalar kişisel çünkü kırk yılda bir de olsa alışveriş yaptığım şeylerdi. En büyük sıkıntı Ülker olacak sanırım haha 😀 Ama olsun o kadar. Ha bir de zaten yıllardır mahallemizdeki AKP’li bakkaldan alışveriş yapmıyorum, bu tarz küçük ve yerel şeyler de önemli olabilir.

      Bence şu noktada kişisel olarak bu tarz bir ekleme yapmak iyi olabilir. Önemli olanı sembolik bir mutlaki bağımlılık değil ama pratik etki olarak görüyorum. (Ek liste için) Çok kapsamlı 20 markalık bir liste yerine, kişinin şahsen daha çok alışveriş yaptığı birkaç markayı boykot edip alternatiflerine yönelmesi daha etkili olacaktır diye düşünüyorum. Hem sürekli marka seçme zorluğunu da azaltacaktır. Çok kapsamlı ama kısa süreli bir şey yerine bu tarz sürdürülebilir bir şey bence daha önemli. İnsan alışınca zamanla daha detaya da girebilir.

      Boykot listesi de ilginçmiş bu arada. Şans eseri ama zaten boykotyap’taki hiçbir markaya yıllardır bir katkım olmamış.

      1. tora avatarı

        Anladım teşekkürler.

Bir Cevap Yazın

Ötegezen sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin