Yaşayan Ölümü Yak, Ölüdoğumu Öldür

§1 – Anlamsız Istırap

“Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşanmaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir.”

  • Camus, Albert. Sisifos Söyleni.

“Görünüşe göre, bu dünyada, basit bir et parçasının çığlık atıp debelenebilmesi hiçbir belli anlama gelmiyor. Hayır, hiçbir anlama gelmiyor.”

  • Isayama, Hajime. “Meeting.” Chap. 89 in Attack on Titan. Çevrilerek.

“İnsanı muazzam bir boşluk çevreliyordu: kendini nasıl haklı göstereceğini, açıklayacağını ya da onaylayacağını bilmiyordu, anlam sorunundan muzdaripti. Başka şekillerde de acı çekiyordu; esasen hastalıklı bir hayvandı: yine de acı çekmek başlı başına onun sorunu değildi. Asıl sorunu, ‘Neden acı?’ sorusunun haykırışına bir yanıt bulunmamasıydı. En cesur, acıya en alışkın hayvan olan insan, acıyı olduğu gibi reddetmez: ona bir anlam, acı çekmenin bir nedeni gösterildiği sürece, acıyı ister, hatta arar. Acının anlamsızlığı -acının kendisi değil- o ana kadar insanlık üzerinde yayılmış olan lanetti.”

  • Nietzsche, Friedrich. “From Toward a Genealogy of Morals.” In The Portable Nietzsche. Çevrilerek.

Camus melodramatik davranıyor, Nietzsche ise kısıtlı bir açıdan bakıyor, ama yine de ikisi de önemli noktalara değiniyorlar. Evren kayıtsızdır ve acımasızlıklarla doludur. Pek çok kişi büyük ve sürekli acı, yani ıstırap çeker. Istıraba katlanmak için onu bir şekilde aşmanın aranması gerekir. Bu onun kesilebileceği, azaltılabileceği veya anlamlandırılabileceği kanıları yoluyla gerçekleşir. Bunlardan herhangi birisi -olasılığı bile- kişiye bir çıkış yolu, hayatta yegane şeyin ıstırap olmadığı hissiyatını sağlayacaktır. Bu da yaşamak için yeterlidir. Zira insan beyni, bu acımasız evren karşısında harikulade bir adaptasyon kabiliyetiyle donanmıştır.

§2 – Zamansızlığın Tehlikesi

“Zaman var olmadan önce, herhangi bir şey var olmadan önce, hiçbir şey yoktu. Ve hiçbir şeyden önce, canavarlar vardı.”

  • Adventure Time. 6. Sezon, 26. Bölüm, “Altın Yıldızlar.” Çevrilerek.

“O [antik] çağda, tüm yaratılışta pek çok şey belirsizdi. Yaşam ya da ölüm diye bir şey yoktu ve ilerleme olmadığı için geri çekilme de yoktu. Gördüğünüz gibi, bu dünya bir o yana bir bu yana sallanırken, insanın tek yapabileceği, on bin hatta yüz milyon yıl boyunca her şeyin soğumasını beklemekti. Bir Hollow’a dönüşmek bile ruh parçacığı döngüsünün bir parçasıydı. Lakin sonunda, Hollowlar insanları yemeye başladı. O noktada dolaşım durdu. İşler böyle devam etseydi, tüm ruhlar devasa bir Menos’a indirgenecek ve tüm dünya duracaktı.”

  • Narita, Ryohgo. Bleach: Can’t Fear Your Own World. Cilt 3. Çevrilerek.

Zamanın olmadığı yerde ilerleme yoktur. İlerlemenin öyle veya böyle var olmadığı bir yerde, bir üstün gelme olamaz. Istırap ne azalabilir, ne kesilebilir, ne de anlamlandırılabilir. Evet, anlam bile işlevini yitirir, çünkü kesintisiz ıstırabın geçmişin ve geleceğin ufuklarına metastaz gibi yayıldığı bir yerde “daha büyük iyi” yoktur, veyahut “acının kişiyi güçlendirmesi”. Sadece saf, bitmeyen, tükenmeyen, tüketen ıstırap vardır.

Bu sonsuz ve sebepsiz çölde, evrenin acımasızlığıyla yaşamayı sağlayan beynin koruma mekanizmaları teker teker çökmeye başlar. Daha kötüsü, bu ezici psikosferde insanın aklı kendine döner. Zihin kendi akışını sağlayan kemerleri parçalara ayırır. Doğru kanallara yöneltilemeyen sorunlar birikir, birleşir ve kozmik canavarın bir parçasını zihnin küçük kozmosunda yaratır. The King in Yellow‘un gönderdiği bu karanlık canavar öldürülmezse, en sonunda insanı yiyip bitirecektir. En koyu anlamıyla nihilizm, depresyon, melankoli -ne isim verilmiş olursa olsun, o çukur– bu dipte yatar.

§3 – Zamanın Doğuşu?

“Sonsuzlukta, zamanın olmadığı yerde, hiçbir şey büyüyemez. Hiçbir şey dönüşemez. Hiçbir şey değişmez. Bu yüzden ölüm, öldüreceği şeyleri yetiştirmek için zamanı yarattı… ve sen yeniden doğuyorsun, ama her zaman doğduğun aynı hayata. Yani, bu konuşmayı kaç kez yaptık dedektifler? Kim bilir? Hayatlarını hatırlayamadığında hayatlarını değiştiremezsin, ve bu tüm yaşamın korkunç ve gizli kaderidir. Tuzağa düşmüşsündür… tıpkı sürekli içine uyandığın bir kabus gibi.”

  • True Detective. 1. Sezon, 5. Bölüm, “Tüm Yaşamın Gizli Kaderi.” Çevrilerek.

İnsan bu yüzden ölümü keşfetmiş ve onun tanrısı haline gelmiştir. Bir şeylere son vermek, en azından bunu düşünebilmek gerekmektedir. Sonun olmadığı yerde, bütün ıstırapların biriktiği kozmik çukurda, ebediyetin ağırlığını kimse taşıyamaz.

Bu en insani eylem, sonu düşünebilmek, yani üstün gelmek, metafizik, metaforik, pratik, kolektif veya kişisel formlar alabilir. Ama var olanın aşılabileceği, yani ıstırabın kesintisiz olmadığı kanısı her zaman için zorunludur. Bu açıdan, büyük ve sürekli acılar çeken insanın hayatı temel bir boyutta var olanı reddetme ve daha iyisini talep etmedir. İnsan, o cesur hayvan, evrene bakar ve onu kendisinden aşağı bulur. Delüzyonlar veya gerçek ihtimaller aracılığıyla daha iyisini arar. Aşkınlık istenci bu tarz bir acıyı yaşayan, kozmik şarkının parçalayan, aptal notalarına maruz kalan herkesin içinde mevcuttur. (Biliyorsun, değil mi, böyle devam edemeyeceğini, böyle süremeyeceğini?)

Üstün gelme zorunlu olarak var olan bir şeyi sonlandırmayı gerektirdiği için, var olan öldürülmeden yenidoğana yer açılamaz. Her yaratım, her dönüşüm bir öldürme eylemidir. Bu yüzden yaratılan her şeyin öldürülebilir olduğu hatırlanmalıdır. Bu unutulduğundaysa…

§4 – Yaşayan Ölüm

“Elbette dünyamızı saran çürümeyi görmüşsündür.”

  • FromSoftware, Inc. Dark Souls III: Ashes of Ariandel. Çevrilerek.

“Krizin özü, eskinin ölmekte ve yeninin doğamamakta olmasıdır; bu geçiş döneminde çok çeşitli ölümcül semptomlar ortaya çıkar.”

  • Gramsci, Antonio. Selections from the Prison Notebooks of Antonio Gramsci. Çevrilerek.

“Eski dünya ölüyor ve yeni dünya doğmakta zorlanıyor: şimdi canavarların zamanı.”

  • Bir önceki pasajın farklı hatırlanan bir versiyonu. Çevrilerek.

Yaratılan her şeyin öldürülebilir olduğu, bir gün öldürülmesi gerektiği unutulduğunda, insanlar kendilerini var olana çok fazla zincirlediğinde, bir çürüme her yeri sarar. Bu yüzden zamansız olan, mutlaki olan, kutsal olan hayatın düşmanıdır. Ebedi olduğunu iddia eden her şey insanı çürütür. Varoluşun geçiciliği ve belirsizliği karşısında sığınılan bu limanlar, tapınılan bu putlar tam tersine salgının bizatihi merkezidir. Kozmik şarkıdan kaçtığını sanarken, onun notaları insan yüzlü putlardan yayılır. Onlara sarılan, yakaran, yalvaran firarilerin gözleri akar, etleri kararır, dişleri dökülür, derilerinden sarı irinler fışkırır.

Ve onlar -bütün bu sistemler, bütün bu değerler, bütün bu eylemler, bütün bu konforlar- nihayetinde bu kesif, ölü grisi dünyayı yaratmıştır. Var olan her şey, iktidar olan her şey, güç sahibi olan her şey bizi bu noktaya getirmiştir. Bu bazik bataklıkta yavaşça, çok yavaşça etimiz kemiğimizden ayrılıyor.

Çoktan öldü! Ama bu dünya ölümünü kabullenemiyor ve doğmaya çalışana canhıraş saldırıyor, çünkü biliyor ki yenidoğan onun cellatı! Derisindeki çatlakları doldurarak kendisini hayatta tutmaya çabalıyor. İçerikteki değişiklikler formu korumak için yapılıyor. Nice farklı yürüyen ölüler, bu uğurda tatlı dilli veya kaba şeytanlar olmaktan çekinmiyorlar. Ölmekte olanı koruyabilmek için. Kozmik şarkıyla yüzleşecek, ona üstün gelecek cesaretleri olmadığı için. Onlar da odun olduğu için.

§5 – Ölüdoğum

“Hitler’e duyulan hayranlığa karşı çıkmak gerekir; bu hayranlık, Hitler’in elbette milyonlarca insanın ölümünden sorumlu kötü bir adam olduğu, ancak kesinlikle cesareti olduğu ve istediği şeyi demir gibi bir iradeyle takip ettiği görüşüne dayanır. (…) Bu görüş sadece etik açıdan iğrenç değil, aynı zamanda tamamen yanlıştır: hayır, Hitler işleri gerçekten değiştirecek ‘cesarete’ sahip değildi; o aslında harekete geçmedi, tüm eylemleri temelde tepkilerdi, yani hiçbir şeyin gerçekten değişmemesi için hareket etti, kapitalist düzenin ayakta kalabilmesi için büyük bir Devrim gösterisi sahneledi.

Şiddetin tam da bu anlamında, Gandhi, Hitler’den daha şiddetliydi: Gandhi’nin hareketi, İngiliz sömürge devletinin temel işleyişini fiilen kesintiye uğratmaya çalıştı.”

  • Žižek, Slavoj. “Disputations: Who Are You Calling Anti-Semitic?” in The New Republic. Çevrilerek.

Žižek’in mantığını çok daha kapsamlıca ele almak gerekir, zira onu sınırlamak nicenin trajedisidir. Ölüdoğanlar yaşamın kıvılcımını arayanlar için en büyük tehlikedir. Yaşayan ölüleri yakacağını söylerken, kendi ölümsüzlüğünün hükümranlığını kurmayı planlayanlar! Yaşam kisvesi altında sadece daha fazla ebediyet getirenler!

Hayır, onların getirdiği zafer değildir. Onlar sadece yaşayan ölülere tepki veren başka yaşayan ölülerdir. Bir aşkınlık sanrısı. Sahte mücadeleci. Korkak.

§6 – Şeytan

“Dünya çürüdüğünde, onu ateşe veririz. Bir sonraki dünya için. Doğru yaptığımız tek şey bu, dışarıdaki o aptalların aksine.”

  • FromSoftware, Inc. Dark Souls III: Ashes of Ariandel. Çevrilerek.

“Ateşe aşina olmayanlar bir dünya resmedemez. Ateşe kapılanlar ise bir dünya resmetmemelidir… Teşekkürler, Külden Olan. Resmi bitireceğim. Soğuk, karanlık ve çok huzurlu bir yerin resmini. Belki bir gün, birileri için bir yuva olabilir diye.”

  • FromSoftware, Inc. Dark Souls III: Ashes of Ariandel. Çevrilerek.

Ama başka bir türden şeytan da yok mu? Bir gardiyan değil fakat sırıtan bir tanesi? Var olanı düşmanı ilan edebilecek? Yaşayan ölümü yakabilecek, ölüdoğumu öldürebilecek? Eskinin formunu sadece rüzgardaki acınası bir hayalete dönüştürebilecek?

Görüsü ufuklarla dolu olan için, ıstırabı aşmanın yegane yolu bu değil midir? Takılı kalmış zamanın akışını devam ettirmek?

Ve bunun için yakmalı. Her şeyi, herkesi.

Aşağılık kokan çiçeklerin cazibesiyle kendinden geçiyor, yaşayan ölüler. Bengi döndükleri düz halka dip kayaya kadar inmiş, haberleri var mı? Bütün otlar solmuş, ebedi ovada hiçbir şey yetişmiyor—ölümçelen yayılıyor. Ağlıyorum, çünkü yalnızım, çünkü kalbimden alevler dilleniyor. Gel o zaman, seni de yakayım, bütün dünyayı, her şeyi. Entropinin evliliğinde bu tabloyu küllere çevirelim. Yeter bu ölüdoğum.


Tam Referanslar

  • Adventure Time. 6. Sezon, 26. Bölüm, “Altın Yıldızlar.” Senaryo ve storyboard çalışmaları Seo Kim ve Somvilay Xayaphone tarafından yapıldı. Yönetmen Elizabeth Ito. 29 Ocak 2015’te Cartoon Network’te yayınlandı.
  • Camus, Albert. Sisifos Söyleni. Çeviren Tahsin Yücel. E-kitap 1. sürüm. Can Yayınları, 2014.
  • FromSoftware, Inc. Dark Souls III: Ariandel’in Külleri. Bandai Namco Entertainment, 2016. Dark Souls III için indirilebilir içerik.
  • Gramsci, Antonio. Antonio Gramsci’nin Hapishane Defterlerinden Seçmeler. Quintin Hoare ve Geoffrey Nowell Smith tarafından derlenip çevrilmiştir. ElecBook, 1999.
  • Isayama, Hajime. “Meeting.” Chap. 89 in Attack on Titan. Vol. 22. Translated by Ko Ransom. Kodansha Comics, 2017.
  • Narita, Ryohgo. Bleach: Kendi Dünyandan Korkamazsın. Cilt 3. Orijinal öykü Tite Kubo’ya aittir. Çeviren: Jan Mitsuko Cash. VIZ Media, 2021.
  • Nietzsche, Friedrich. “From Toward a Genealogy of Morals.” In The Portable Nietzsche, selected and translated by Walter Kaufmann. Penguin Books, 1976.
  • True Detective. 1. Sezon, 5. Bölüm, “Tüm Yaşamın Gizli Kaderi.” Senaryo: Nic Pizzolatto. Yönetmen: Cary Joji Fukunaga. Yayın tarihi: 16 Şubat 2014, HBO.
  • Žižek, Slavoj. “Disputations: Who Are You Calling Anti-Semitic?” The New Republic, January 7, 2009.

Bir Cevap Yazın

Ötegezen sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin