anadolu 40.000. warhammer 40,000

Anadolu 40.000: Şanlı Nezaret’e Karşı Büyük Kusur

“415.894.580.172.394 numaralı vatandaş sen misin?”

Oturduğum yerden etrafıma bakındım. Karanlıktan dolayı -pislik dışında- pek bir şey seçemiyordum. Gözlerimin kamaşması geçince, yıldırım çarpmış gibi ayağa fırladım. Yarısı böceklerin kemirdiği kepimi çıkarıp iki elimle karnımın önünde tuttum. Cılız çubuklara benzeyen kollarımı ayan beyan sergilemek yüzümü kızartmış olsa da, silkinerek kendime bir çeki düzen verdim. Zira önümde kahraman fesi ve anlı püskülüyle, istifşehrin bir Nizam Muhafızı bulunuyordu. Ceketimin delik deşik sağ yanını geriye çekip yamalı sol yanını öne verdim.

“E-evet, efendim.”

“Burada denildiğine göre gavur harcına fare eti karıştırmışsın.”

Bir soruşturma değil fakat bir beyandı.

“Sadece ailemi beslemek için…” derken, kafama inen bir İHASİHA-31.000 model copun darbesiyle lafım yarıda kesildi.

“Kes, size verilen porsiyonlar bütün ihtiyacınızı karşılıyor. Bu hareketinle Şanlı Sultaniyet İdare Nezareti’ni küçük düşürdün. Böylelikle, on binlerce yıllık muhteşem yasalarımızda belirtilen 98.387-Ek ZLK78 maddesini çiğnemiş bulunuyorsun (ki bu geçici hüküm 24.349 yılında eklenmiştir, yani öğrenmen için bolca vaktin vardı).”

Durmuştu. Boğazımda bir şeyler düğümlendi ve kelimeler ağzımdan çıkamadı. Kekeledim. Parmaklarım gerginlikle kepe kilitlenip kalmıştı. Ben kendimi toparlayamadan Muhafız devam etti.

“Lakin Padişallah’ın şefkati de gazabı kadar büyüktür. Evrendeki en büyük ve en güzel şefkat onundur. Bu yüzden henüz idam edilmeyeceksin. Sadece bir on senelik ağır maden hizmetiyle ödüllendirildin.”

Elim ayağım kesildi ve olduğum yere yığıldım. Gözlerimden yaşlar boşanmaya başladı.

“Çok şükür!” diye ayaklarına kapandım. “Padişallah bizi affetsin! Ben aslında istemiyordum ama hanım dedi. Bizim veletler gavurları mideye indiremiyormuş. O yüzden fare eti belki yardımcı olur demiştim.”

Muhafız, benim onun ayaklarına atılmam sebebiyle sarsılmış fesini düzeltti. Bana bir tepemden baktı. Ardından bunu bekliyormuş gibi devam etti.

“Güncelleme: Yeni suçlar kayda geçti: 415.894.580.172.394 numaralı vatandaş 1) Padişallah’ın sağladığı gavur harcının ‘mideye indirilemeyeceğini’ söylerek küçük düşürdü; böylelikle hem Padişallah’a hem de Şanlı Sultaniyet Nezareti’ne küfretmiş oldu; büyüklüğümüzün namusuna leke sürdü 2) Şanlı Sultaniyet Nezareti’ne bağlı Anlı Sultaniyet Nidam Muhafazları’ndan görevliye saldırı —bunu dedikten sonra copunu bir kontrol etti— 2-EkA) Anlı Sultaniyet Nidam Muhafızı’nın üstün teknoloji, yerli üretim, İHASİHA-31.000’inde çiziğe yol açmak suretiyle Sultaniyet malına zarar verdi. 3) Padişallah’ın adını anarken sakalını sıvazlamadı; böylelikle neo-klasik nesnel inançtan bir etik ve epistemik kopuşu temsil eden heterodoks yaklaşım sergiledi.”

O bunları söylerken gözlerimden akan yaşlar durmuştu. Ne bir şey diyebildim ne de kıpırdayabildim. Yapacak hiçbir şey yoktu.

Muhafız copunu kaldırdı ve elektriği son güce ayarladı. Çatırdayan ve sıçrayan elektrik çatalları dar sokağı doldurmuştu. Ancak onu tam kafama indirmeye hazırlanırken, bir cızırt! sesiyle copun elektriği gitti. Memur copu indirip incelemek için eldivenli avucuna bir-iki kez vurdu. Bir yandan söyleniyordu. “Amına koyduğumun copu… seni tasarlayan zekayı da, onay mührünü vuranı da, üreten fabrikayı kuranı da…”

Bu akıl almaz beyanlar karşısında nutkum tutulmamış olsa belki de kaçabilirdim. Ama kafamda çarklar dönemeden, Nizam Muhafızı copu bir kenara attı.

“İkinci Güncelleme: 2-EkA) Anlı Sultaniyet Nidam Muhafızı’nın üstün teknoloji, yerli üretim, İHASİHA-31.000’ine ağır hasar vermek suretiyle Sultaniyet malını bilerek sabote etti; terörist.”

Ardından, toksik havayla temas etmemek için giydiği kalın üniformanın kollarını sıvadı.

“Üçüncü Güncelleme: Teknik engellerden ötürü ayarlama yapıldı. Boğazlama yoluyla Padişallah’a kavuşturma işlemine geçiliyor. Bunun ardından hasarlı teçhizatın bedeli ailesinden temin edilecek.”

Ellerini boynuma doladı. Kendimi saldım ve -sakalımı sıvazlamayı atlamadan- Padişallah’ın beni affetmesini umdum. Kendimi O’nun ve on binlerce yıllık Sultaniyet aklının kutsal yargısına teslim ettim. Bilincim kararmadan önce duyduğum son sözler şuydu:

“Geber, kafir.”


Esin kaynağı: Bruva Alfabusa
Orijinal resim kaynağı: Mateusz Ozminski (artstation)

Bir Cevap Yazın

Ötegezen sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin