Koltuktakini Yakmak

Salona girdiğimde koltuğa doğru sürünüyordu. Onu en son gördüğümden beri yıllar geçmişti; ama sanki yıllar değil, asırlar buharlaşıp gitmiş gibi hissediyordum.

“Gene mi?” dedim. “Ya,” dedim. “Arkadaş,” dedim. “Sen var ya,” derken bir sigara yaktım. “Sen niye böylesin?”

Gözleri sabit bir şekilde, yerde yılan gibi ilerleyiveriyordu. Ayağımın ucuyla, hafifçe, bacağının kenarını dürttüm. Durdu ve yüzüme baktı. Sonra çehresinde hafif bir tebessüm belirdi. Kırlaşmış bıyıkları bu hareketle gerilmişti. Ağzını açtı.

“TESLİM ETMEM!” diye gürledi. “KOLTUK!” diye devam etti. “VEREMEYİZ!”

Sonra, matah bir şey demiş gibi, bana kaş göz yaptı.

“Efendim?” dedim. Yine boşluğuma denk gelmişti. Yıllar onu iyice rezil rüsva hale getirmişti; veyahut ben bunu yeni fark etmiştim.

Yavaş yavaş, tebessümü koruyarak, kafasını çevirdi. Lakin anlık da olsa başka bir ifade daha yakalamıştım. Bunu tanımak için oturup düşünmeme gerek yoktu—hınçtı.

Tekrar sürünmeye devam etti, ben de onu izlemeye devam ettim. Başta hareketlerini oldukça acınası bulmuştum ama bir süre sonra, öfleyip püflemesine rağmen, gözünü hedeften hiç ayırmadığını fark ettim. O kadar odaklanmıştı ki, akan salyalarının halının üstüne damladığının farkında değildi. Bazen, uzak bir geçmişten gelen bir refleks gibi, yarı gönüllü bir şekilde kolunun yeniyle silmeye yelteniyordu. Ama bu nadir çabası her seferinde boşuna çıkıyordu.

“Inh!” diye bir nida da çıkarıyordu arada.

Artık şaşkınlık denemeyecek ama ona komşu olan bir hisle bunu izlediğimde, sesi her çıkarışında kasık bölgesini halıya yaydıra yaydıra sürttüğünü fark ettim. Bir yandan da yüzü kızarıyor, gözleri heyecanla açılıyor, ağzının kenarları kıvrılıyordu. Ödülünün hayalini kurduğundan şüphem yoktu.

“INH!”

Ağzımdan birkaç kesik ve kesif kahkaha kaçtı. Biraz daha gülsem, boğazıma gelen mide suyu da kaçacaktı. Ama bu sefer yapacağımı biliyordum. Köşeye gittim ve kapının arkasından bir şişe çıkardım. İçinde onun gibiler için hazırladığım özel bir sürpriz vardı. Yanına hazırladığım mendili de aldım.

Son bir nefes çektim ve sigaramı, şişenin ağzına doladığım mendile değdirdim. Bu esnada o da hedefine ulaşmış ve parmaklarını -kıskanç bir stalker gibi- koltuğa gömmüş, bedenini dolamıştı. Halıdaki küçük hareketleri, şimdi, umarsız kerkinişlere dönüşmüştü. Haykırıyordu. Uluyordu. O, koltuğu istiyordu.

Artık içim kıpır kıpırdı. An yaklaşıyordu ve hazırdım. Gerçekten yapacak mıydım? Şimdi mi?

Bir an sonra harlı bir ateş onu kaplamıştı. Çığlıklar atıyor ve can havline kapılmış bir sülüğün gücüyle dövünüyor, çırpınıyordu. Çarp çarp çarp! Istırabın dansıyla etrafı kırdı, devirdi—ama ateşim çok güzeldi. Gözlerimde yaşlar ve karnımda kelebeklerle onu izliyordum. Ne de güzel yanıyordu.

Ne de güzel ölüyordu.

Bir şaheser yaratmıştım. Haykırışları kulağıma kayıp geçmişin ve parlak geleceğin melodisini çalıyordu—benim ateşimle aydınlanan o geleceğin.

Kara dumanı, öksüre öksüre, içime çektim. Ciğerlerim cesedinden çıkan parçacıklarla hem ağladı hem de bayram etti. Yeniden doğuyordum.

Her şey bittikten sonra, eğildim ve küllerinden bir avuç alıp yüzüme sürdüm. Yatak odasına yöneldim. Orada da, bir tane daha kır bıyıklı, köşedeki koltukta oturuyordu.

“SELAMÜN ALEYKÜM!” diye kulaklarımın içine içine haykırdı.

Derince iç çektim ve sırıtmaya başladım.

Onun da sırası yakındı. Ve elimden hiç kimse onu kurtaramayacaktı.

Hem de hiç kimse.


“Koltuktakini Yakmak” ögesine 2 yanıt

  1. tora avatarı

    Elinize sağlık

    1. Teşekkür ederim.

Bir Cevap Yazın

Ötegezen sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin