Korsanın İdeolojik ve Felsefi Mantığı: Sömürü ve Mutluluk

Bu yazıda felsefi ve ideolojik bir inceleme yapılarak, entelektüel bir egzersiz olarak, korsan kullanımı ele alınmıştır. Bunun için ana olarak sosyolojideki dünya sistemleri teorisi ve felsefeden Nietzsche’ye başvurulmuş, onların yaklaşımlarının bu konuya nasıl uygulandığı incelenmiştir.

İlk temel: Nietzscheci Yaşam-Olumlama

Nietzsche’nin felsefesi esas olarak yaşamı olumlamak ile olumsuzlamak meselesiyle ilgilenir. Nietzsche bazı ahlakların yaşamı reddettiğini, bazılarının ise olumladığını ileri sürmüştü. Bu doğrultuda, felsefesini yaşamı olumlayan bir ahlak yaratmaya adamıştı. Bu felsefe, insanın kendisini koşulsuz şartsız onaylaması değil, fakat kişiyi aşağı çeken ahlaki yaklaşımlardan kurtulması anlamına geliyordu.

Kaynak: Reginster, B. (2006). The affirmation of life: Nietzsche on overcoming nihilism. Harvard University Press.

İkinci Temel: Dünya Sistemleri Teorisi

Sosyolojinin dünya sistemleri teorisinden doğan temel bir fikir, dünyada uluslararası bir işbölümü ve kaynak akışı olduğudur. Bunlar ilk olarak sömürgeci ülkelerin sömürgeleştirilmiş ülkeleri açıkça yağmalayıp katlettiği “klasik sömürgeci dönemde” kurulmuştur. Daha sonrasında, sömürgecilerin artık gelişmiş veya birinci dünya, sömürgeleştirilmişlerin ise gelişmekte olan veya üçüncü dünya olarak adlandırıldığı başka bir döneme geçilmiştir. Daha az açık bir şekilde ancak yine de istikrarlı olarak, gelişmiş ülkeler “üçüncü dünyadan” kaynak çıkarmakta ve onun emek gücünü kendi lüksleri için kullanmaktadır.

Örneğin, Sahra Altı Afrika’daki maden materyalleri elektronik cihazların üretimi için çok önemlidir. Ancak, bu bölgedeki ulusların vatandaşları, özellikle asıl zor işi yapan işçi kesimi, bunun karşılığında neredeyse hiçbir şey elde etmezler. Aynı zamanda, Afrika’daki maden zenginliği batıdan ve Çin’den gittikçe daha fazla “yatırım” ilgisi çekse de, bunun aslında bu ülkelerin çıkarına hizmet ettiği ve Afrika’daki ülkelere sosyal ve ekolojik olarak önemli zararlar verebileceğine dikkat çekilmiştir (Boafo vd., 2024). Örneğin, bu “maden hücmu”, bölgedeki çatışmaları kuvvetlendirmekte ve suç lordlarının işine yaramaktadır. Aynı zamanda, çıkan atık ve yapılan çevresel yıkım, ekolojik düzeni tehdit etmektedir. Bunların bedelini elbette “yatırımcı” ülkeler ödemez. “Yatırım yapılan” ülke bu bedellerle mücadele etmesi için bir başına bırakılır.

İşin diğer bir yanında, klasik kapitalist sistemlerde, bu madenleri ithal eden ülkeler onları işleyip çok daha yüksek fiyatlara satabilirken, onların kaynağı olan ülkeler ve özellikle onu çıkaran işçi kesimi bu ham maddelerin satışından inanılmaz küçük bir pay almaktadır. Diğer zararlar olmadan, bu bile başlı başına büyük bir sömürü kaynağıdır.

İşin tarihsel bağlamında düşünülünce olay daha da kötüdür, çünkü gelişmiş batı ülkeleri sık sık bu tarz ülkeleri “geride kalmışlıkla” itham etse de, geleneksel sömürgecilik döneminde onları talan ederek “geride bırakan” onlar olmuştur.

Yukarıdaki örnekten, dünya sistemleri teorisindeki servet ve iş gücü kullanımının eşitsiz dağılımı ve bu tayfın iki ucunda bulunan ülkelerin birbiriyle etkileşimi görülebilir. Başka bir örnekse, dünyanın dört bir yanındaki gelişmekte olan ülkelerdeki çiftçilerin, gelişmiş ülkelerde çok daha yüksek bir fiyata tüketilen kaynakları yaratırken, neredeyse hiçbir şey elde etmemeleridir. Daha somut bir örnek, gelişmiş ülkelere ihraç edilen Brezilya’daki sığır eti üretimi ve bu sektörde çalışan işçilerin sömürüsüdür.

Kaynak: The Sociology of Everything Podcast: Immanuel Wallerstein’s World-Systems Theory

Not: Kimi açıklamalar ve verilen ekstra kaynaklar benimdir.

Üçüncü Temel: Kapitalizmin Meşruiyeti Olarak Tüketimcilik

Kapitalist dönüşüm toplumlardaki birçok geleneksel bağı koparmış ve geleneksel yapıları yok etmiştir. Bundan önce, geleneksel sistemler ekonomik ve psikolojik istikrar kaynağı sağlıyordu. Örneğin, çoğu insan geçimlik çiftçilikle geçinebiliyordu. Zanaatkarlık nesilden nesile aktarılıyordu. Bu tür yapılar insanlara ekonomik istikrar sağlıyordu. Ayrıca gelecek beklentisi ve istikrarlı bir hayat hakkında psikolojik bir olumlama da sağlıyorlardı. Bu psikolojik unsur, komünal yaşam biçimi tarafından da sağlanıyordu. Örneğin, ihtiyaç duyduğunuzda, geçiminizi sağlamak için ailenize veya köyünüze güvenebilmek olumlayıcı bir şeydi. Diğer bir örneğe bakarsak, var olan sistem sayesinde kendi ailenizi kurabileceğinizden emin olmak da bir istikrar, güven ve dolayısıyla olumlama sağlıyordu.

Bu alt-başlık konuyla ilgili etik bir yargı değil, fakat kapitalist devrim ve beraberindeki tüketimcilik bunu değiştirdi. Kapitalist sistem geleneksel sistemleri ortadan kaldırdı ve çoğu insanı, ekonomik veya psikolojik güvencesi olmayan işçilere dönüştürdü. Bu güvenceler azalırken, bir yandan tüketimcilik giderek daha önemli hale geldi. Tüketimci ürünleri büyük miktarlarda üretilmeye başlandı ve ayrıca giderek daha fazla duygusal anlam kazanmaya başladılar. Örneğin, önceden giyimin pratik sebepleri öne çıkarken, tüketimcilik arttıkça, “kişinin kendisini ifade etme” yanı gittikçe daha çok öne çıkmaya başladı. Giyim aynı zamanda kişinin kendisini saygın ve ilgiye layık bir kişi olarak göstermesinin bir yoluydu. Parfümler ve kolonyalar da benzer şekilde işlev görüyordu. İnsanlar sık ​​sık vasiyetlerinde duygusal öneme sahip eşyaları listelemeye başlamışlardı ve ölümlerinden sonra bile bunlara çok önem verdikleri açıktı. Okuyucu nüfusu arttıkça, kurgu hem eğlence hem de anlam açısından daha önemli bir kaynak haline gelmeye başlamıştı.

Özetle, tüketimci kapitalist toplumun vaadi, ürünlerin hayatınızı daha iyi hale getirdiği fikrine dayanmaktadır. Hayatınıza anlam katarlar, ve pozitif, yaşamı olumlayan hisler yaşamanıza neden olurlar. Bu özellikle önemli çünkü artık geleneksel sosyal ve ekonomik sistemlerin insana sağladığı güvence ve anlam hisleri önemli oranda hasar görmüştü. Tüketimcilik, bir nevi, bunların yerini doldurdu. Dolayısıyla, bir bakıma, kapitalizmi insanların gözünde haklı çıkaran, onu onaylatan şey tüketimciliktir. Sonuçta, en cezbedici yanlarına erişemiyorsanız, sadece bir video oyunu bile satın alamıyorsanız, bu sistemin ne faydası var?

Kaynak 1: Stearns, P. N. (2006). Consumerism in world history: The global transformation of desire. Routledge.
Kaynak 2: Miles, S. (1998). Consumerism: as a way of life.
Kaynak 3: Campbell, C. (2013). The romantic ethic and the spirit of modern consumerism. In Emotions. Routledge.

Daha ileri okuma için, Geek ve Tüketim başlığına bakabilirsiniz.

Sentez: Yaşamı Olumlayan Bir Sömürgecilik Karşıtlığı Olarak Korsan

Tüm bu bakış açıları bir araya getirilerek bir etik yaklaşım oluşturulabilir. Bu yaklaşımın korsanlığa uygulanması aşağıdaki gibidir.

  1. Çağdaş eğlence ürünleri insanlar için büyük bir neşe ve anlam kaynağıdır.
  2. Tüketimci ürünler sunmak, tüketimci kapitalist toplumun temel bir öncülüdür.
  3. Hem klasik hem de yeni sömürgecilik, sömürgeleştirilmiş dünyadan kaynakları emer. Bu sebeple sömüren ve sömürülen ülkelerin “alım gücü” açısından devasa bir fark bulunmaktadır. Bu durum, sömürülen bölgelerden insanların bu ürünleri yasal olarak satın almasını veya kiralamasını çok daha zor hale getirir.
  4. Bu nedenle, sömürülen bir kişinin, telif hakkına, ticari markaya ve benzeri yasalara saygı göstermesi hayatını olumsuzlar, çünkü bunlara saygı göstermek hayatındaki çok önemli mutluluk kaynaklarını inkar etmesine yol açar.
  5. Bu nedenle, hayatı olumlayan bir yaklaşım onları basitçe görmezden gelmektir. Bu yasalara saygı duyan ahlak kurallarına uymak hayatı inkar etmek olurdu.

Bu yaklaşım sayesinde, bu yasaların kapitalistler ve sömürgeciler için kar sağlamak için oluşturulduğu ve korunduğu görülebilir. Sömürgeleştirilmiş insanlar içinse yaşamı olumlayan şeylerin önünde engel teşkil ederler. Sömürülen ülkelerden birçok insan, genellikle bunu bu kadar detaylı ifade edemeseler de, bunun farkındadır. Gelişmekte olan ülkelerde korsanın bu kadar yaygın olmasının sonuçta bir sebebi var.

Elbette, sömürgeleştirilmiş ülkeden küçük birisinin bir ürün yaratması gibi daha karmaşık durumlar da vardır. Ancak bunlar nadiren görülen istisnaları teşkil ediyor. Yani, bahsedilen bakış açısı, dijital ürünlerin büyük çoğunluğu için geçerlidir.


Kapak resmi: u/kohlapse

Not: Bu yazının odağı bu olmasa da, herhangi bir işçi için benzer bir argüman, kapitalist sömürü gibi geleneksel Marksist kavramlar kullanılarak yapılabilir. Ülke-içi işçi sömürüsü ve uluslararası ülke sömürüsü arasında bariz paralellikler bulunmaktadır.

Not 2: Merak eden varsa, dünya sistemleri teorisinde sömüren ülkeler merkezi, sömürülen ülkeler çevresel olarak adlandırılıyor. Aynı zamanda üçüncü bir kategori, yani kısmi-çevresel ülkeler de var. Merkezi ülkelere üst kesim, çevresel ülkelere alt kesim denilirse, yarı-çevresel ülkeler orta kesim olmaktadır. Bu ülkeler bir yandan dışsal ülkeleri sömürürken, bir yandan da merkezi ülkeler tarafından sömürülmektedir. Aynı zamanda “sınıf atlama” meselesine büyük önem vermekte ve merkezi ülke haline gelmeye uğraşmaktadırlar. Literatürde Türkiye yaygın bir şekilde yarı-çevresel ülke olarak sınıflandırılmaktadır. Türkiye için bu sınıflama günümüzdeki literatürde yaygın bir şekilde kullanılsa da, 1970lerdeki literatürde bile görülmektedir (Wallerstein, 1974). Günümüzdeki bir çalışmadan örnek verecek olursam, “Türkiye yarı-çevresel ülkelerin tipik bir örneği” olarak değerlendirilmiştir (Arnold ve Naseemullah, 2024).


Bir Cevap Yazın

Ötegezen sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin