Birkaç ay önce Warhammer lore komünitesinde bilinen Youtuber Arbitor Ian’ın öfke tuzağıyla (ragebait) ilgili çektiği video, aynı zamanda son yıllarda Rings of Power hakkında dönen internet dramaları, beni bu konu hakkında düşünmeye sevk etti. Yaklaşık üç sene önce bu dizideki bir mevzu hakkında kısa bir yazı yazmıştım. Yine, benzer bir şekilde, reaksiyoner davranan fanlarla (veya fan olduğunu iddia eden kişilerle) alakalıydı. Ondan bu yana bayağı zaman geçti ama işin temeli değişmedi.
Bu yazının konusu herhangi spesifik bir evrenle ilgili değil. Bunun yerine, kurguya, oyunlara, vs. tepki göstermeyi inanılmaz büyük bir olay haline getiren, kimliklerinin bir parçası olarak konumlandıran fanları ideolojik bir açıdan inceliyorum.
1. Kimlik Olarak Hayran ve Kabile Olarak Hayranlık
Hepimiz sevilen bir evren hakkında aşırı derecede safkan (İngilizce: purist) olan o adamı tanıyoruz. Bu kişi, gururlu bir şekilde duyurduğu üzere, kaynak materyale veya orijinallere bayılıyor. Bunlardan yapılan herhangi bir uyarlamayı veya bunlara yapılan herhangi bir eklemeyi ise bu “kutsal metinlerden” sapma olarak görüyor.

Bu mantığa göre, özellikle üretilen daha yeni materyal bu kutsal metinlerden önemli ölçüde farklıysa kötü olmak zorundadır. Bu yüzden, saatlerce süren, onları didik didik inceleyen videolar izlemeli veya oluşturmalısınız.
Bu tür insanlar, bahsettikleri orijinal materyalin kutsal olduğunu kabul ederler. Bu nedenle, bu materyalde yapılan herhangi bir değişiklik kötüdür. Genellikle safkan olarak bilinirler, fakat bunu tarif eden daha iyi bir terimin muhafazakar olduğunu düşünüyorum.
Fandomun temelde postmodern bir kabile ve hayranın bir tür postmodern kimlik olduğunu öne süren araştırmalar var (1, 2). Bu fikir tamamen yeni değil. Spor fandomları ve taraftarları daha önce bu nitelikleriyle dikkat çekmişti (3, 4).
Bence bu, hem beşeri bilimler okuyan hem de bir hayran topluluğuna katılan kişiler için sezgisel olarak mantıklı gelen bir şey. Hayranlar kurgusal dünyalarını ciddiye alırlar ve karakterlerle, evrenle, hikayelerle, oyunlarla, vs. güçlü bir şekilde özdeşleşirler. Daha geleneksel kimliklerin zayıflaması ve dünya etrafından farklı insanlarla bağlantı kurmayı mümkün kılan internetin yükselişiyle birleştiğinde, bu tür postmodern kimliklerin ve kabilelerin doğması şaşırtıcı değil.
1.1. Postmodern Kimlik ile Kastedilen
Postmodern kelimesine çok fazla farklı anlam yüklendiği için kastettiğim anlamı açıklayayım. Postmodern kimlik ile kastedilen, modernite veya modernite öncesi kimliklerden farklı bir özellik ihtiva eden kimliklerdir. Örneğin, belli bir ulus-devletin parçası olmaya vurgu yapan millet kavramı bir modern kimliktir. Bunun sebebi, modernite olarak atfedilen dönemde ortaya çıkmış ulus-devlet kavramını merkeze almasıdır. Aynı sebeple, modernite döneminde ortaya çıkmış diğer bir ideoloji olan sosyalizmi merkeze alan bir kimlik olan “sosyalist” de bir modernite kimliğidir. Öte yandan, belli bir dini grubun parçası olmaya vurgu yapan kimlik, modernite öncesi bir kimlik olarak düşünülebilir.
Yukarıdaki üç kimliğin de ortak yanı, dünya, ülke, toplum, vs. hakkındaki “büyük anlatıların” parçası olmalarıdır. Ulus-devlet üyesi olan kişi millet kimliğini benimsediğinde, hayatında bu ilişki önemli bir yer kaplar hale gelmektedir. Örneğin, daha büyük iyi için yaptığı şeyleri millet bağlamında değerlendirir. Aynı şekilde, sosyalist de ana olarak işçi sınıfını bu daha büyük iyi konumuna yerleştirir. Din üyesi kimliğini benimsemiş kişi içinse bu dini cemaattir.
Bu kimliklerin üçü de, kişinin hayatında büyük anlatılar oluşturur. Kişinin dünyaya bakışı açısını temelden etkilerler. Bireyden daha büyük, “daha temel” anlatılar içermektedirler.
Bununla kıyaslandığında, postmodern kimlikler daha farklıdır. Büyük anlatılarla pek ilgileniyor gibi görünmezler. Bir futbol hayranı, bir anime hayranı, bir filmsever, bir Yüzüksever, bir oyuncu, bir streamer hayranı — bunlar dünyaya dair temel anlatılar sunmazlar. Zorunlu olarak kişi için daha önemsiz olmasalar da, anlatıları açısından daha küçüktürler. Modernite dönemini (ve öncesini) domine etmiş büyük anlatıları içermezler. Aynı zamanda, İkinci Dünya Savaşı sonrasında gittikçe kuvvetlenmiş olan tüketimcilikten yoğun bir şekilde etkilenmiştirler.
Not: Bu alt-başlıktaki yaklaşımımın kaynağı için yazının sonuna bakabilirsiniz.
2. Muhafazakar Hayran
Bir önceki kısımda muhafazakar kelimesinden kastım, bu terimin geniş anlamıdır. Yani geleneksel olarak var olanı korumaya yönelik önyargılı olan, geleneğe değer veren bakış açısını kastediyorum. Stanford Felsefe Ansiklopedisi’ndeki bu konudaki makale iyi araştırılmış bir tanım sunuyor.
“Muhafazakarlık, geniş anlamda, toplumsal bir tutum olarak, her zaman var olmuştur. Ani değişime karşı içgüdüsel insan korkusunu ve alışkanlığa eğilimi ifade eder.”
“Safkan hayranın” bu tanıma mükemmel uyduğunu, dolayısıyla onun bir tür muhafazakar hayran olduğunu düşünüyorum. Bunu, hayran kavramının bir tür postmodern kimlik olduğu fikriyle birleştirerek, safkan hayranın bir tür postmodern muhafazakar olduğunu da öne sürebiliriz. Yani, fandom safkancılığı bir tür postmodern muhafazakarlıktır.
3. Reaksiyoner Hayran ve Öfke Kültürü
Reaksiyonerliğin ne olduğuna dair birçok açıklama var ve üzerinde anlaşılmış bir tanım yok. Daha geniş bir tanım olarak benim için mantıklı olan bir tanesini kullanacağım.
Bana göre, reaksiyoner, en geniş anlamıyla, bir şeyleri fazla analiz etmeyen ve bunun yerine dürtüsel duygularla hareket etmeyi tercih eden kişidir; bu duygular da çoğu zaman öfke, kızgınlık, nefrettir. Konulara çok art niyetli bir konumdan yaklaşırlar. Kısa, nüktedan ve yanlış ifadelere bayılırlar.
Reaksiyonerler genellikle -fakat her zaman değil- muhafazakar veya muhafazakarlığa yakın görüşleri savunurlar, çünkü muhafazakarlık değişikliklere bir tepki gösterme ve bunları olumsuz olarak görme eğilimindedir. Bu, bir şeylere yoğun bir şekilde tepki gösterme üzerine kurulu reaksiyoner zihniyetle uyumludur. Değişim kaçınılmaz olduğundan ve her zaman tepkiler yaratacağından, değişime direnmekle ilgili olan muhafazakarlık, reaksiyonerliğe mükemmel bir şekilde uygundur.
Reaksiyonerliğin bir uzantısı yoğun bir öfke kültürüdür (outrage culture). Bir yapım sadece kötü veya vasat olamaz, korkunç olmak zorundadır. Bundan sadece hoşlanmayıp hayatınıza devam edemezsiniz, öfke duymalısınız. Her fırsatta onu küçümsemelisiniz. Bunun nedeni, gerçek bir nerd ve [kurgusal dünya] hayranı olarak kimliğinizin tehdit altında olmasıdır. Hemen harekete geçmelisiniz! Onlar bunu elinizden almaya çalışıyorlar!
Sosyal medya algoritmaları tarafından güçlendirilen öfke tuzağı da (ragebait) bunu güçlendiriyor. Fakat tek neden olarak ona işaret etmek bir hata olur.
4. Sonuç ve Bazı Ek Hususlar
Safkan hayran, postmodern bir muhafazakârdır. Kimliğini bazı kutsal metinlere (kitap, çizgi roman, film, vs.) çok güçlü bir şekilde bağlar ve bunların değişmesini istemez. Bu nedenle, bu metinler etrafındaki gelişmeleri tartışırken ağır bir önyargı söz konusudur.
Muhafazakâr hayran aynı zamanda reaksiyoner bir hayran da olabilir, fakat bu zorunlu değildir. Reaksiyoner bir hayranın yaptığı gibi insanlara musallat olup onların başının etini yemek, veya sosyal çevresiyle küçümseyici bir şekilde konuşmak zorunda değildir. Ancak bunu sıklıkla yapar.
Fandom bağlamındaki bu muhafazakârlık ve reaksiyonerliğin, klasik siyaset bağlamında onlara karşılık gelen ideolojilerle neden ilişkili olduğunu görmek zor olmamalı. İnsanlar hayatlarının farklı alanlarında mutlaka aynı şekilde davranmasa da, değişime ilişkin genel bir tutumun hem fandoma hem de normal siyasete olan yaklaşımını etkilemesi makul bir beklentidir.
Bence bu ortaklık, fandom konularında bu kadar çok ses çıkaran “safkan” fanın, sıradan siyasette de reaksiyonerliği takip etmesinin başlıca nedenlerinden birisidir. Ayrıca, sıradan siyasetteki reaksiyonerlerin nasıl bu kadar kolay şekilde fandom reaksiyonerlerini kendi argümanlarını tekrarlamaya ve benimsemeye ikna edebildiğini de açıklıyor. Değişime karşı aynı tutumdan ve muhafazakar kimlik politikalarına aynı bağlılıktan geliyorlar.
4.1. Gelişimi Engelleyen Nostalji
Yazının temel tezi yukarıdaki gibidir. Lakin onu sonlandırmadan önce bir mevzuya daha değinmek istiyorum. Yazının başında paylaştığım alıntıda bahsedilen “değişim korkusunun”, hem sıradan siyasette hem de fandom siyasetinde, reaksiyoner bir muhafazakarlık gösteren bu insanların davranışlarının temelinde olabileceğinden şüpheleniyorum. Geçmişteki belirli zaman dilimlerine inanılmaz güçlü bir şekilde bağlanan ve yüzden herhangi bir değişikliği sevmeyen, hatta ona şiddetli tepki veren insanlar — onlar bu mevzunun merkezinde bulunuyor.
Bu konuyla oldukça alakalı, 12 ülkede 22.818 kişiyi (88 örneklem) inceleyen, çok ünlü bir psikolojik meta-analiz var. Güdümlü sosyal biliş olarak siyasi muhafazakarlık. Bu çalışmaya göre, muhafazakarlık yeni tecrübeye açıklıkla negatif korelasyonlu (-.32) ve dogmatizm-belirsizliğe tahammülsüzlükle pozitif korelasyonlu (.34). Yani bu özelliklerle, istatistiksel olarak, sırasıyla negatif ve pozitif bir ilişki gösteriyor.
Fandom bağlamına geri dönersek, anlatmaya çalıştığım şey, belki de çocukken veya ergenken yaşadığımız deneyimlere bu kadar sıkı sarılmanın o kadar da iyi olmadığıdır. Elbette, nostaljide yanlış bir şey yok. Çocukken veya ergenken yaptığımız şeylerden zevk almakta da yanlış bir şey yok. Ancak sonsuza dek ergen olmaya çalışmanın, nostaljiye aşırı vurgu yapmanın, insanları dogmatik ve reaksiyoner kişilere dönüştürdüğünden şüpheleniyorum. Belki de büyümenin ve değişimi kabul etmenin, hatta onu takdir etmenin yollarını bulmanın zamanı gelmiştir.
Bununla kastettiğim “şu çocukça şeyleri izleme” tarzı muhafazakar bir safsata değil. Fakat bazı dönemlerin artık geride kaldığını kabullenmek ve günümüzde yaşamaya başlamak ve değişime daha açık olmaktır.

Ek 1. Önemli Not
Bu dediklerim, hikayelerde ve serilerde herhangi bir değişikliğin onaylanması gerektiği anlamına gelmez. Bariz bir şekilde, bazıları kötü olabilir. Hatta, kaynak materyalin birçok uyarlaması, kısmen ortamdaki farklılıklardan ve kısmen de film ve dizi yapımında yer alan finansal çıkarlardan dolayı bazı şeyleri kaybeder. Rings of Power, finansal kaygılar nedeniyle bayağılaşmanın iyi bir örneğidir.
Tahmin edebileceğiniz gibi, Rings of Power’ı sevmedim bile. İlk sezonunu bile yavanlığından dolayı bitiremedim (3 sene önceki yazımda ele aldığım şey de zaten bu değildi). Ancak çocukluğumdan beri Tolkien Legendarium hayranı olsam da, benim bu beğenmemezliğimin sebebi kaynak materyali değiştirmeleri değildi (örn. filmler Aragorn’u bayağı değiştirdi ve bence bu pozitifti). Bunun nedeni, daha modern bir terim kullanmak gerekirse, RoP’un “mid” olduğunu düşünmemdi. Ancak bu, onların Legendarium’u nasıl mahvettikleri hakkında sürekli bir nutuk çekmeme yol açmadı. Bence bu, bir şeyi beğenmemekle reaksiyoner olmak arasındaki temel farktır.
Ek 2. “Postmodern Kimlik ile Kastedilen” Kısmının Kaynağı
Modern vs. postmodern ayrımının merkezinde bulunan “büyük anlatı” mevzusu, filozof Lyotard’ın oldukça alıntılanan “Postmodern Durum” yazısının temel tezidir. Lyotard, postmodern durumu, büyük anlatıların zayıflamasıyla ilişkilendirmektedir. Postmodern kimliklerin yükselmesinde ben de bu yaklaşımı benimsedim. Yani yaptığım şey Lyotard’ın oluşturduğu teorik yaklaşımı bu kimliklere uygulamak olmuştur. Bunun yanısıra yaptığım bir ekleme, din gibi modernite öncesi anlatıları da, büyük anlatılar üstünden kurulan kimlikler içerdikleri için, modernite anlatılarıyla beraber gruplamak olmuştur.

Bir Cevap Yazın