Danzo ve “Zor Kararlar Alan Güçlü Lider” Zırvalığı

Danzō Shimura’nın hikayedeki sunumu çeşitli fanlar arasında takdire yol açmış ve serinin romantik ve eleştirel açıdan eksik yanları yüzünden, oldukça sempati bulmuştur. Kendisinin Konoha’yı gölgelerden koruması ve Hiruzen’in aydınlıktan koruması gibi arabesk bir romantizm, yazım daha yakından incelenince, oldukça absürt kalıyor.

Danzō’nun yaklaşımı, İngilizcede “strongman politics”, yani “güçlü adam siyaseti” olarak çevrilebilecek bir ideolojiye denk geliyor. Bu ideolojiye göre, ülkelerin ihtiyacı olan şey “güçlü ve zor kararlar alan” bir liderdir. Pratikteyse, otoriter ve militarist, sık sık ayan beyan diktatörlük olarak vuku bulan bir sistemdir.

Bu ideoloji hakkında oldukça fazla araştırma var ve bu dal detayıyla incelediğim bir alan değil. Fakat başka pek çok siyasi, tarihi ve ideolojik inceleme de bu konuyu bir şekilde ele alıyor. Bunlar ve gözlemlerim dahilinde şöyle bir genel eleştirel yaklaşım oluşturabilirim.

Özetle, bu bağlamda, zor kararlar almak bir aldatmacadır. Ortada ne bir güçlü lider ne de alınan zor bir karar vardır. Son birkaç yüzyıllık siyaset bağlamında konuştuğumuzda, zor kararlar ile kastedilen genellikle şunlardır.

  • Etnik, ırksal, dini ve cinsel yönelim veya cinsel kimlik açısından azınlıkların ve kadınların hak elde etmelerini önlemek veya hak kazanımlarını ellerinden almak (örn. Orban, Hitler, Putin, Kim Olduğunu Bilirsin Sen).
  • Ekonomik düzende görünürde reformist fakat özünde sert bir şekilde kapitalist ve eşitsizlikçi değişiklikler yapmak (örn. Thatcher).
  • İç siyasette, dış siyasette veya her ikisinde, belirlenen bir “düşman” gruba karşı olabildiğince şiddetli politikalar gütmek (örn. Orban, Hitler, Putin, Kim Olduğunu Bilirsin Sen).
  • “Devlet”, “toplum”, “millet”, “ümmet”, vs. adına, bireysel hakları yok etmek (örn. herhangi bir popülist).

İtalya’da Mussolini zamanında faşizmin ilk yükseldiği döneme ve Almanya’da Naziliğin yükselişine baktığımızda, ikisinde de, güçlü adam siyasetine vurgu yapıldığını görüyoruz.

Peki bu kararların neden hiçbirisi zor değil? Daha doğrusu, neden bu kararların hepsi kolay kararlar?

Bunun sebebi, imtiyazlı bir bakış açısının takip edilmesinde yatıyor. Azınlıkların zaten bastırıldığı bir düzende onların hak mücadelesini önlemek zor bir karar değildir. Alabildiğine kolaydır. Kadınların hala eşit muamele görmediği, cinsel şiddet korkusuyla yaşadığı, gündelik hayatta sevdikleri tarafından bile pek çok bastırıcı söyleme ve hatta şiddete maruz bırakıldığı bir ortamda, feminist mücadelelere karşı olmak bir güç sembolü değildir. Statükoyu korumaktır. Düşman olarak addedilen, ötekileştirilmiş bir grubun haklarının elinden alınması gerektiğini söylemek, onlara karşı şiddeti savunmak, akıntıyla beraber hareket etmektir. En kolay seçimlerden birisidir.

Bu yaklaşımların çoğunun temelinde duygusal olarak karşı tarafın halini anlamaya çalışmamak, entelektüel olarak da sahip olunan varsayımları sorgulamamak yatmaktadır. Bunun yerine, genellikle bir çeşit öfkeyle, karşı tarafın tecrübeleri kestirip atılmaktadır. Öfke, daha derindeki duyguların, belki de utanç duygusunun, yaşanılmasını önlemektedir. Böylelikle kişi kendisini sorumlu hissetmenin önüne geçmektedir.

Lakin, yine de, bunları insanların gözünde bir şekilde haklı çıkarmak gerekmektedir. Bu yüzden bu alabildiğine kolay kararları, ahlaki zor bir seçimmiş ve erdemmiş gibi paketlemek gerekir. Bunun için de çeşitli örtmeceler ve siyasi söylemler kullanılır. Aşağıda bunların sık tekrarlanan bazıları verilmiştir.

  • Söz konusu etnik azınlık bunları hak etmektedir çünkü geçmişte bize ihanet etmiştir (bkz. sırttaki bıçak miti; tarih boyunca, Naziler de dahil, pek çok tahakkümcü grup tarafından kullanılmıştır).
  • Söz konusu grubun bastırılması çoktan geçmiştir ve artık olay tersine dönmüştür. Asıl onlar bizi bastırmaktadır! (Bu, oldukça ilginç ve tarihsel olarak imtiyazlı kesimlerin tekrarladığı bir şey. Örn. ABD’de beyazlar, 60lardaki siyahi hak mücadelelerinden beri bunu iddia ediyor; ek kaynak 1, 2)
  • Feministler zaman içerisinde çok ileriye gitmiştir ve artık eşitlik için değil, erkekleri bastırmak için hareket etmektedir. (Bir önceki maddenin bir tekrarı)
  • Bu grup tarafından istila altındayız. (örn. Trump’ın Meksikalılar için dediği)
  • Bu grup dış mihraklar tarafından kullanılıyor ve bizi bölmek için hareket ediyor / Bu grup batılılar tarafından fonlanıyor ve SJWler bizi yok etmeye çalışıyor.
  • Bir kişinin iyiliği tüm toplumun iyiliğinden daha değerli değildir. Bunu iddia etmek nankörlüktür.
  • Bu grup hain.

Bu ve benzeri söylemler sayesinde, asıl amacın imtiyazları korumak ve zaten bastırılmakta olan grupları bastırmaya devam etmek olduğu gizlenir ve aslında zor bir karar alınıyormuş izlenimi verilir. İnsandaki halihazırdaki inançları doğrulama önyargısı sayesinde de, zaten bu tarz söylemleri kabullenmeye meyilli olan imtiyazlı gruplar bunu oldukça kolay bir şekilde kabullenir. Ne de olsa, kişinin kendi imtiyazlarını korumasını sağlayan bir şeye inanması, onların yanlış olduğunu söyleyen bir şeye inanmasından daha kolaydır.

Elbette, bu noktada, işin içine toplumsal olarak yaygın bir şekilde kabul gören erkeklik hakkındaki algılar da giriyor. Ataerkil erkeklik tanımı, erkeğin zor kararlar alması gerektiğini söyler. Bu da, ataerkillik bağlamında, genellikle birisine şiddet uygulaması gerektiği anlamına gelir. Dehümanizasyon, bastırma, ötekileştirme gibi şeyler de psikolojik, sistemik ve fiziksel şiddet içeren yaklaşımlardır. Bu yüzden, birisine şiddet uyguladığını hisseden erkek, “zor olan” şeyi başardığını hissederek gururlanır. Görevini yerine getirmiştir (daha detaylı bir analiz için, şu yazıma bakabilirsiniz).

Görüleceği üzere, bu yaklaşımda ne zor bir karar alınıyor ne de herhangi bir güçlülük bulunuyor. Olabilecek en kolay yol seçiliyor. Oysa küçümsenerek ve şeytanlaştırılarak ötekileştirilen diğer yol, yani bütün bunlarla düşünsel, duygusal ve eylemsel olarak yüzleşmek, çok ama çok daha zor bir şey.

Peki Naruto buna rağmen Danzo’yu neden eleştirel bir şekilde ele alamadı? Bunun sebebi, Uzumaki Naruto Seçilmiş Kişi Değildir hikayemde belirttiğim gibi, şöyledir.

“Karmaşık sosyopolitik konuları ve idrak etmesi zor gerçeklikleri, aynı zamanda bunların getirdiği bilimum belirsizliği, basit bir nefret döngüsü söylemine indirgiyor.”

Bu kısa hikayede daha detaylı şekilde işlediğim üzere, Naruto hikayesinin temel anlatısı sosyopolitik bir analiz yapmak yerine, bu konuları basit erdemsel söylemlere indirgemektir; sevgi ve nefret gibi. Lakin böyle bir yaklaşım, sosyopolitik konuların içerdiği inanılmaz fazla karmaşıklığı ve nüansı gözardı etmeye yol açmaktadır. Bu yüzden, Danzo gibi gerçek dünyada inanılmaz derecede sorunlu bir ideolojiyi temsil eden birisini bile romantize ederek ve eleştirellikten uzak bir şekilde sunmuştur.

Denilebilir ki, Naruto sadece bir shounen ve gençlere hitap ediyor. Bu yüzden ondan yüksek bir şey beklememeli. Lakin kültür endüstrisinin ürünleri, kişi hangi yaşta olursa olsun, onu etkilemektedir. Hatta iddia edilebilir ki, genç yaştaki insanları, “gelişim çağında” oldukları için, daha da çok etkilemektedir ve bu yüzden daha da önemlidir. İşin diğer yanında, Ursula Le Guin’in yazdığı Yerdeniz serisi de bir çocuk ve genç serisidir fakat ele aldığı konuları çok daha düzgünce bir şekilde sunmaktadır. Miyazaki filmlerinde her yaşa hitap eden ve ideolojik olarak kritik pek çok öğe bulunmaktadır. Denilebilir ki bunlar çok derin eserler ve bu tarz şeyler üretmesi bu yüzden inanılmaz nadir. Oysa, Star Wars gibi “yüzeysel” ve inanılmaz popüler bir eser bile, çıktığı dönemde, ABD’nin Vietnam Savaşı’ndaki tutumunu eleştiren bir yapıttır. Bu konudaki metaforları fark eden pek çok kişinin yanısıra, bizzat Lucas’ın kendisi, İmparatorluk’un ABD’yi ve asilerin Viet Cong’u temsil ettiğini söylemiştir.

Sonuç olarak, böyle bir şey imkansız değildir. Bu tarz hikayelerin azlığının sebebi, onların yazımının içkin olarak daha zor olması değil, kültürlerdeki bu genelgeçer ideolojik kabulleri sorgulayan insanların daha az olmasıdır. Lakin kültür plastiktir ve değişebilir. Geçmişin normalleri bugünün anormallikleri olabilirken, bugün genelgeçer kabul gören pek çok şey geçmişte ucubelik olarak görülmekteydi. Örneğin, köleliğin iğrenç bir şey olduğunu söyleseniz, iki yüz sene önceki ortalama bir insan size aptalmışsınız veya histerikmişsiniz muamelesi yapardı. Dalgaya alır ve hayal dünyasında yaşadığınızı söylerdi. Daha da ısrar ederseniz, sizi yukarıda saydığım bilimum şeyle suçlardı. Somut bir örnek verirsem, 20. YY başında oy hakkı isteyen kadınları evde kalmış ve histerik olarak resmetmek klasik bir propagandaydı, yani dalga konusu yapılıyorlardı. Onları aynı zamanda erkekleri bastırmakla suçlamak diğer bir klasik propagandaydı, yani bastırılan kesimi asıl bastıran olmakla suçlama söylemi yapılıyordu.

Sözün özü, özünün özü, statükoyu savunan zırvalıklara tahammül etmek zorunda değiliz. İşin sanat boyutunda, bu yetersizlikler için bahane üretmek zorunda değiliz. Daha iyisini isteyebiliriz, hatta bunu hak ediyoruz.

Ekleme: Bu yazıda Danzo hakkında yaptığım eleştiri başka serilerden başka karakterlere de uygulanabilir. Mesela, Eren Yeager’in yazımı, yakın zamandan daha güncel bir örnektir.


Bir Cevap Yazın

Ötegezen sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin