Merhabalar, ahali. Serinin başından beri takip edenler için on iki yıllık, benim açımdan dokuz yıllık, bir macera sona erdi. Bölümü az önce iki kere okudum ve karışık duygular içerisindeyim. Muhteşem bir manga ve nadir bulunur bir sanat eseri olarak, Shingeki no Kyojin tarihe geçmiş bulunuyor. Bununla alakalı pek çok şey yazıldı ve konuşuldu ve eminim ki buna devam edilecek. Bunları söylemiş olmakla beraber, seri pek çok şeyi ustalıkla kurgulamış olsa da, benim en çok ilgimi çeken tarafları, işlediği temalar oluyor. Bunlarla alakalı olarak, iki tane yazı çıkardım: Shingeki no Kyojin Ne Anlatıyor: Şiddet, İnsan Doğası ve Eren’in Kişiliği ve Shingeki no Kyojin Ne Anlatıyor: Zorunluluk, Özgürlük ve Eren’in Kişiliği. İkisi de gurur duyduğum işler ve ilk yazı, bu sitede benim en çok okunan yazım oldu. Bu kadar emek sarf ettiğim bir şeyin -üstelik uzun olmasına rağmen!- okunması açıkçası beni kıvançla dolduruyor. Bu yüzden hepinize teşekkür ederim.
Bunlar aradan çıktığına göre, ana konuya gelebiliriz. Final bölümü oldukça ilginç bir bölümdü. Normalde, serinin işlediği temalar hakkında üçüncü bir yazı yazmayı ve o yazıda serinin son bölümünden de bahsetmeyi düşünüyordum. Ancak bunun yerine, açıklanan kimi yeni bilgiler ışığında, ilk iki yazımda bahsettiğim temaları tekrar ele almam gerektiğini düşünüyorum. Aynı zamanda, bahsedilen kimi yeni şeylere de değineceğim. Bariz bir şekilde, manganın finalinden spoiler içerir.
Özgürlük ve Hayal Kırıklığı
Öncelikle, serinin son bölümünün, şiddet ve insan doğası temaları açısından bir şey değiştirmediğini söylemek oldukça yerinde olacaktır. İlk yazımda nelerden bahsettiysem hala geçerliler. İnsanlar yine şiddet ve savaş dolu canlılar. Ancak işin özgürlük yanına geldiğimizde, yeni bir durumla karşılaşıyoruz.

Eren: Bunun sizin beni durdurarak biteceğini bilmeseydim bile, bu dünyadaki her şeyi hala kuma çevirirdim. Ormanların çoğunu yok ettim. Birkaç gün içerisinde, bu diyar leş yemekten şişmanlamış böceklerle dolacak. Bütün dünyayı yeni bir diyara çevirmek istedim.
Armin: Ama neden?
Yukarıdaki konuşma, bize önemli bir şey söylüyor. Eren, sonunda Armin ve diğerlerinin onu durduracağını bilmese bile, yine Dünya Sarsıcı planını gerçekleştirecekmiş. Bütün dünyayı yok etmeyi zaten istemiş. Bu, bizi, önceki bölümlerdeki bir sahneye götürüyor.

Eren: Eldia’yı kurtarmak için ama… bu ondan da öte… aslında surların ötesinde olan şey, hiç de hayal ettiğim dünya gibi değildi…

Eren: Armin’in kitabında gördüğüm dünya gibi değildi…

Eren: Surların ötesinde insanlığın yaşadığını öğrendiğimde, gerçekten hayal kırıklığına uğramıştım.

Eren: Bunu diledim… Hepsini yok etmek istedim… Özür dilerim… özür dilerim…
Yukarıdaki sahne, Eren’in neden dünyayı yok etmek istediğine dair bize büyük bir içgörü sağlıyor. Eren, dış dünya onu hayal kırıklığına uğrattığı için onu yok etmek istiyor. Bunun sebebi, aslında Armin’in kitaplarındaki gibi doğa şahaneleri beklerken, onu, sevdiklerini ve büyüdüğü yeri yok etmek isteyen bir insanlık bulmasından kaynaklanıyor. Biraz daha açacak olursam, ikinci yazımda bahsettiğim gibi, Eren’in özgürlük anlayışı bir negatif özgürlük anlayışıdır. Yani, Eren, dıştan etkenler tarafından sınırlanmamayı özgürlük olarak görüyor. Bu yüzden, Armin gibi birisi denizi görmekle bile mutlu olmuşken, Eren onu sınırlayan birileri olduğunu bildiği sürece kendisini özgür hissetmiyor. Bu yüzden, onları ne olursa olsun yok etmek istiyor.
Eren’in, Armin’le konuşmasındaki hemen bir sonraki sayfaya geçelim.

Grisha: Eren. Bu senin adın.
Eren: Bilmiyorum fakat ne olursa olsun istedim…
Grisha: Eren, sen özgürsün.
Yukarıdaki sayfa, özellikle sonda Eren’in ölü ama bir şeyleri anlamış bakışlarını gösteren çizim, bize oldukça fazla şey söylüyor. Elbette, burada, Eren’in aklından ne geçtiğini tam olarak bilmiyoruz. Ancak bir bağlama oturtmak, bize bir açıklama sunuyor.
Eren, küçüklüğünden beri özgürlüğü kovalamış birisi. Kendisinin “böyle doğduğunu” söylüyor ama ikinci yazımda, bu konudaki şüphelerimden bahsetmiştim. Başka bir seri olsa, sosyal koşullar gibi şeylerin önemi pek dikkate alınmamış diyebilirdim ama Shingeki no Kyojin, bu tarz konularda oldukça dikkatli olduğunu defalarca gösterdi. Bu yüzden, Eren’in Grisha’nın özgürlük konuşmasını hatırlaması, bize bir ihtimal veriyor: belki de, Eren, Grisha gibi özgürlük tutkunu bir adamın oğlu olduğu için böyle birisi haline geldi. Belki de, Grisha, Eren doğduğundan beri ona özgürlüğün ne kadar önemli bir şey olduğunu söyleyerek, farkında olmadan onu koşulladı. Üstüne yaşadığı travmalar da eklenince, Eren’in kişiliği iyice perçinlendi ve arlanmaz bir özgürlük aşığı haline geldi. Böyle bir durumda, Eren gerçekten özgür oluyor mu?

Kenny: Gördüğüm her bir kişi aynıydı. İçki de olsa, kadınlar da olsa, tanrı bile olsa. Aile, kral, rüyalar, çocuklar, güç… Bir şeyle sarhoş olmadıkları zaman devam edemiyorlardı. Hepsi… bir şeye köleydi.
Bir kez daha, Shingeki no Kyojin, pozitif özgürlüğün, yani istediğini isteyebilme özgürlüğünün, varlığını reddediyor.
İşin diğer yanında, Eren, bir trajedi kahramanı oluyor. Pek çok klasik trajedide, kahramanın sonunu getiren şey, onun derin istekleri ve arzuları olur. Bu açıdan, Eren’in en büyük isteği, yani özgürlük arzusu, onun karakterini “yozlaştıran” şey oluyor. Bu o kadar uç bir noktaya gidiyor ki, hem insanlığın %80’ini yok ediyor hem de kendi annesini öldürtüyor. Eren’in özgür olmadığının bundan daha büyük bir kanıtı olabilir mi? O kadar özgür ki, bütün olayların başlangıcına yol açan trajediyi bile kendisi gerçekleştirmiş: Dina’nın titan formunu annesine yönlendirmiş. Eren, bu açıdan, mutlak bir özgürlük yoksunluğunu temsil ediyor. Gelecekten aldığı anılar ve geçmiş üstünde sahip olduğu muazzam güç, onu daha fazla özgürleştireceğine, daha fazla köleleştiriyor. Eren, serinin sonunda belli amaçlarına ulaşmış olabilir ama en çok istediği şeyi, yani özgürlüğü, elde edemedi. Belki de, bunun hiçbir zaman elde edilemeyeceğini fark etti.
Zaman Kısıtlaması ve “Başarı”
Gelelim Eren’in amacına ulaştığı kısımlara. Eren’in seçtiği yolu seçmesinin iki sebebi varmış. İlk olarak, bu yolu izlediğinde, işin sonunda titanlar yok oluyor. Bu, devlerin hem Eldialılara hem de diğer insanlara yarattığı sorunları kaldırıyor. Ancak Eren’in Paradis dışındaki insanları hesaba katıp katmadığı oldukça şüpheli.

Eren: Eldialılar… ölmesi gerekenler değil mi? Surların Kralı’nın kendisi ve halkı için ölüm yolunu seçtiği gibi… en azından, adadakilere kıyasla dışarıda çok daha fazla insan ölmesi gerekir. Ve dünya Eldialılardan arınırsa, titanların sorunu kaybolur. Ancak… böyle bir sonu… kabul edemiyorum.
Eren’in mantığında, doğduğu ve büyüdüğü yerin sakinleri olan Paradisliler, özellikle arkadaşları, her zaman ön planda oldu. Yukarıdaki sahne ve Eren’in Paradis için yaptıkları bunu oldukça açık bir şekilde gösteriyor. Başka bir deyişle, zaman kısıtlaması sebebiyle, dev sorununu çözmenin iki yol vardı: ya Eldialılar yok olacaktı ya da Eren gördüğü görüleri izleyerek insanlığın %80’ini yok edecekti ve Eren o %80’i silmeyi seçti. Eren kendisini öldürterek ve arkadaşlarını iyi adamlar olarak göstererek, klasik bir kötü adam yolu izlememiş olabilir fakat yine de, yaptığı seçimin ana sebebi budur. Bu açıdan, ilk yazımda bahsettiğim zaman kısıtlaması ve seçim açısından değişen bir şey yok. Sadece, detaylar biraz daha farklıymış.

Mikasa: Fakat kimi Marleyliler ile geçinebildik.
Eren: Kaç tane? Buraya gelen askerlerin çoğunluğu hala bize hapishane parmaklıkları ardından bakıyorlar.
Mikasa: Şey, daha fazla zaman geçirirsek…
Armin: Evet, zamana ihtiyacımız var.
Eren: Evet ve bize bu zamanı kazandırmak için, bizimle uğraşmalarını engellemeliyiz.
İkinci noktaya gelirsek, Eren, dünyanın %80’ini öldürerek onları inanılmaz derecede zayıflattı. Böylelikle, Paradis’e koşulları eşitlemesi için gereken zamanı kazandırmış oldu. Seçtiği bu yol sayesinde, Historia’yı ve onun soyunu feda etmeden bunu yapabilmiş oldu. Bu açılardan bakıldığında, Eren bahsettiği amaçlara ulaşmış bulunuyor. Peki bunlar, geriye nasıl bir dünya bıraktı?
Şiddet Döngüsü, Militarizm ve Münazara
Geriye kalan dünya, titan sorunundan arınmış olsa da, onun yol açtığı sorunların tamamından veya insanların şiddeti ile militarizmden arınmış değil.

Historia: Oldukça fazla hayat kaybıyla yüzleşmiş fakat kurtulmuş insanlar, iyileşmeyecek yaralardan muzdarip olmalılar. Dünya gerginlik ve tedirginlik içinde kayıplarını anarken, Yeager Hizibi altında Eldia Ulusu oluştu ve ordu güçlerini kuvvetlendirmeye odaklanıyor. Okyanusun diğer tarafında hayatta kalmış insanların kalıntılarından gelecek bir öçten korkarak, adanın halkı seslerini ahenkle birleştirdi.

Historia: Kazanırsak, yaşarız. Kaybedersek, ölürüz. Savaşmazsak, kazanamayız. Savaş. Savaş.

Historia: Bu savaş, Eldialılar veya dünyanın geri kalanı yok olana kadar sona ermeyecek. Belki de Eren’in dediği doğruydu. Öyle olsa bile, Eren bu dünyanın geleceğini bize emanet etmeyi seçti. Çünkü…

Historia: Artık titansız bir dünyada yaşıyoruz.
Eren’in yaklaşımı, Paradis’e zaman kazandırmış olabilir fakat savaş döngüsünü sona erdirmiş değil. Hatta, Historia gibi bakan biriyseniz, bu çatışmanın tek bir sonu var: iki taraftan birisinin yok oluşu. Ancak her şey gerçekten bu kadar umutsuz mu?

Willy Tybur: Marley Ulusu, Tybur Ailesi’nin otoritesi altında. Ancak Marley’in kendisi militarizm yolunu seçti. Bir kefaret eylemi olarak, Marley’e özgürlük ve güç verdik.
Zamanlamaya dikkat edin. Willy, burada, Titan Savaşı bittikten ve Kral Fritz, Paradis’e kaçtıktan sonra, kendilerinin Marley’e güç ve özgürlük verdiğini söylüyor. Bu yıkıcı savaşın ardından gelen serbestlikte, Marley bu güç ve özgürlüğü militarizm için kullanmış. Militarizm, en basit tanımla, güçlü bir ordu kurmak ve ulusal çıkarlar doğrultusunda bu orduyu agresif bir şekilde kullanmaktır. Marley’in yaptığı tam da bu olmuş. Şu an, Paradis Ulusu’nun yaptığı da bu değil mi? Yeageristler altında, güçlü bir ordu kurmuş ve Paradis’in atmosferine ve Yeagerist kadronun geçmişine bakılırsa, bunu kullanmaya, savaşmaya, oldukça hevesli. Bütün bunların sebebi de, Eren’in yaydığı “ye veya yenil” mentalitesidir. “Kazanırsak, yaşarız,” diye başlayan kısım, birebir Eren’in dediklerinden alıntıdır.
Bu noktada, şunları hatırlamak gerekiyor. Ne Eren ne de diğer Paradisliler, bu mentaliteye kendi kendilerine ulaştılar. İçinde bulundukları koşullar sebebiyle, buna yönlendiler. Bütün dünya onlara düşmandı ve hatta onları yok etmeye hevesliydi.

Kruger: Fakat elbette, Marley tek bir kesitten oluşmuyor. Çoğu kişi, bu kadar güvenilmez silahlara dönüştürmek yerine, bizi katletmenin daha iyi olduğunu düşünüyor.

Udo: Eldialıların burada karşılaştığı düşmanlık, diğer ülkelerle kıyaslandığında bir hiç.
Marley’in yönetici sınıfı, Eldialıları sadece savaşta kullanılacak bir avuç canavar olarak görüyorlar. Marley halkı daha bile kötü, çoğunluğu Eldialıları katletmenin daha iyi bir çözüm olduğunu düşünüyor. Udo’nun söylediğine göre dünyanın geri kalanı daha da kötü. Zaten, kaynaklar için verilen koloni savaşlarında titanların kullanımı yüzünden, İmparatorluk Dönemi’nden beri Eldialılardan ilk kez bu kadar çok nefret edildiği de söyleniyor. Başka bir deyişle, Paradislilerin korkmak ve dünyadan nefret etmek için oldukça fazla sebebi var.
Peki iş burada mı bitiyor? Dünyanın geri kalanı ne olacak? Marley’in kullandığı titanlar yüzünden sayısız katliam gören ülkelerin, Eldialılardan nefret etme sebepleri yok mu? Peki ya Marley’in kendisi? Eldia İmparatorluğu’nun yarattığı travmaları en ağır yaşayanlar onlar değil miydi? Peki ya günümüzdeki Eldialılar?

Gross: Buradaki katiller sizsiniz. Siz Dirilişçiler, Marley’e ne yapmaya çalışıyordunuz? Eski Eldia İmparatorluğu ile aynı yolu izliyordunuz. Siz kendinizle nasıl yaşıyorsunuz?
Gross, ne kadar iğrenç birisi olursa olsun, yukarıda dediklerinde haklılık payına sahip. Eldia Dirilişçileri, Marley’yi yok etmek ve eski imparatorluğu geri getirmek istiyorlardı. Kendilerine anlattıkları oldukça cahil bir tarih anlatısıyla (kitapları okuyamıyorlardı bile), kendi milletlerinin atası olan Eldia İmparatorluğu’nun, inanılmaz şanlı ve adil bir yer olduğuna, kendilerini inandırmışlardı. Bu uğurda, Marley’de oldukça fazla kan dökeceklerdi. Öte yandan, Eldia Dirilişçilerinin bu fikre sahip olmasında, Marley’in aşırı baskıcı yönetiminin oldukça fazla payı vardı. Tarihi kimliklerinden, iyi hayat koşullarından ve gelecekten mahrum bırakılmış bu kişiler, kendilerini bu mitolojik saldırganlığa adamıştı.
Sözün özü, Eldialılar, Paradisliler, Marleyliler ve diğer ülkeden kişilerin hepsi, bir noktada, diğerlerinden nefret etmek için bir sebebe sahip. Bu, o sebebin haklı veya doğru olduğu anlamına gelmiyor. Lakin, bu nefretin ve onunla bağlantılı olarak militarizmin üstüne bir şeyler inşa edilirse, bu döngü sadece tekrarlıyor. Yukarıdaki pek çok örnek bunu göstermiyor mu? Ayrımcılık ve militarizm devam ettikçe, döngü sadece kendini tekrarlıyor. İşte tam da bu sebeple, Armin ve diğerleri, bunun tekrarlamasını önlemeye çalışıyor. İlk yazımdan alıntı yapacak olursam:
“Magath ve onun savaşçı ekibi, şu an kimi Paradislilerle işbirliği yapıyorlar. Hatta seri başından beri ilk kez, Paradisliler ve Marleyliler açık ve dürüst bir şekilde konuşmayı başardılar. Bu açıdan, kamp başındaki bölüm seride bir dönüm noktasını temsil ediyor olabilir. Kim bilir, belki de buradaki işbirliğinden ilginç bir şey çıkar ve Paradisliler için daha farklı bir yol açılabilir.”
Bu noktada haklı çıktım ve şu an, bu döngünün tekrarlamasını önlemenin yegane umudu bu ekipte yatıyor. İşbirliği yapan Paradisli ve Marleyli ekip, barışın elçisi olmak için, Paradis ve dünyanın geri kalanı arasında barış konuşmalarına başlıyor.

Armin: [Neden dünyanın onların diyeceklerini dinlemek isteyebileceğini anlatıyor] Tecrübe ettiklerimiz. Çok uzun olmayan bir süre önce, birbirinin boğazına yapışmış insanların ta kendileri, neden Paradis’e, beraber, barış için çağrıda bulunmaya geliyor? Onlara, bizim gözlerimizin önünde gerçekleşmiş olan…

Armin: … bu hikayenin aslını söylemeliyiz.
Bu noktada, dünya ve Paradis iki seçeneğe sahip: ya Armin ve diğerlerini dinleyecek ve diyalog, münazara yolunu seçecekler, ya da militarizm, ayrımcılık ve milliyetçilik yolundan gidip şiddet döngüsünü devam ettirecekler. Isayama’nın seriyi yazarkenki esin kaynaklarından birisinin, “iletişim kuramadığın birisiyle tanışmanın korkusu” olduğu düşünülürse, serinin bu şekilde sona ermesi oldukça anlamlı oluyor.
Sonlandırırken
Yazıyı sonlandırırken, kimi bazı noktalara daha değinmek istiyorum.
İlk olarak, Ymir’in motivasyonu ve “aşkıyla” ilgili bir şey söylemem için henüz çok erken. Ymir hakkında bu söylenilenin temasal olarak nereye oturduğunu henüz bilmiyorum (Ekleme: Shingeki no Kyojin Ne Anlatıyor: Şiddet, Ahlak, Seçim ve Ymir).
İkinci olarak, bir düzeltme yapacak olursam, ikinci yazımda bahsettiğim, Eren’in kişiliğindeki çatışma, zannettiğim kadar şiddetli değilmiş. Evet, Eren garip davranışlarda bulundu ve kendi değerleriyle çatıştığı oldu (örneğin, Historia’nın hafızasını silmeyi teklif ettiğinde) ama arkadaşlarını merkeze aldığı daha büyük bir planı varmış ve hepsini bu doğrultuda yapmış.
Son olarak, ilk yazımda, Atak Titanı’nın geleceği görme gücünün tamamen Eren ve Zeke’in yollar düzlemindeki etkileşiminden geldiğini söylemiştim. Bu noktada soru işaretleri var. Örneğin, Kruger’ın da gelecekten anılar görmesi gibi. Ancak Eren’in, Kurucu Titan’ın gücü sayesinde hayvanları bile kontrol edebildiği, geçmişte Dina’yı etkileyebildiği düşünülürse, böyle bir şeyi yapmış olma imkanı da var. Ne olursa olsun, Atak Titanı’nın geleceği görme gücü olmasa bile, Eren’in geçmişte babasına etki etmesi, Yollar düzlemindeki etkileşim sonucu gerçekleşiyor.
Not: Bu yazı, normal analizlerimin aksine, bölüm üstüne hızla yazılmış bir şey. Bu yüzden kimi noktalarda yeterince derine girememiş olabilirim.
Duyuru
Bu yazı, manga bitmemişken yazılmıştı. Serinin (eklemeli) sonuyla beraber, onun hakkındaki yorumum ve değerlendirmelerim oldukça fazla değişti. Seriyi bütüncül bir şekilde açıklayan ve değerlendiren, öncelikli gördüğüm yazılar, önem sırasına göre, aşağıdaki gibidir. İlk yazı en son yazılmıştır ve uzun bir süreç sonucunda ulaştığım nihai fikrimi sunmaktadır fakat daha bütüncül bir yaklaşım oluşturmak için diğerlerine de bakılabilir.

Bir Cevap Yazın