Ahir Zamanlarda Gezi Protestolarına Nietzsche ile Bakmak

Bu yazının çoğunluğu mutlak butlan kararının açıklanmasından hemen sonra yazılmıştır.

Kapak fotoğrafı: Emine Gözde Sevim, National Geographic

Gezi Protestoları hem siyasi hem de felsefi açıdan oldukça ilginç bir olaydır. Bunun sebebi şu paradoksa dayanır: hem bir yandan çok büyük bir miras bırakmış hem de hiçbir şey bırakmamıştır. Bu, Türkiye’nin genel muhalefeti için de söylenebilecek bir şeydir. Evet, kimi yerel zaferler edinilmiştir ve tarihin çizgisel ilerlediğini söyleyenler yanılıyordur. Evet, rejim numaralara başvurmasaydı çoktan gitmiş olacaktı. Ama bu zaferler hala rejimin düşmesine dönüşememiştir ve rejim bu numaralara başvurmuştur, başvurmayı sürdürecektir. Muhalefet vardır ama yoktur. 24 senedir konumunu koruyan bir hükümetin varlığı, bariz bir şekilde bir şeylerin kritik şekilde yanlış gittiğini göstermektedir.

Günümüzde “yasallık” ile yapılan şeylerle, rejim bu başarısızlığı sistemin temel bir parçası haline getirmeye çalışıyor. Daha doğrusu, önceden eşitsiz de olsa bir şekilde rekabet ederek yenebildiği muhalefeti, artık bu tarz bir rekabetle bile yenemeyeceği belli olduğu için; muhalefeti kontrollü hale getirerek onu pratikte tasfiye etmeye çalışıyor. Böyle bir dönemde anlaşılır şekilde Gezi Protestoları’nın lafı muhalif kişiler arasından çok geçiyor. O zamana yönelik bu romantik bağlılık ve serzeniş, muhalefetin de içinde bulunduğu açmazı ortaya çıkarıyor.

Bu açmazı anlamak için Friedrich Nietzsche’ye, o “siyasetten uzak” filozofa bakmanın yararı var. Nietzsche toplumsal meselelerle ilgilenen ilerici akademisyenlerin çoğunluğu arasında kötü bir üne sahiptir ve bunu hak etmiştir. Kafasındaki ideal toplum milyarların üç-beş kişi için feda edilmesinin makbul olduğu bir düzendir. Fakat şeytan tüyüne de sahip olan Nietzche, geleneksel ve münasip filozofların alışık olduğu klasik mantık ile yakalanamamış kimi şeyleri de fark etmiştir. Bunlardan bir tanesi Antik Yunanların sanata olan bakış açısıdır.

Antik Yunanistan’da icat edilmiş bir sahne oyunu biçimi olan trajedi (tragedya) bu bakış açısını açığa vurması sebebiyle temeldir. Bu oyun tipi trajedi olarak adlandırdığımızın şeyin kelime kökenini oluşturmaktadır, ve -özellikle Tragedya’nın Doğuşu kitabında detaylandırdığı üzere- Nietzsche’ye göre Antik Yunanistan’ın en büyük sanatsal başarısıdır (Nietzsche, 2019). Bunun sebebi, yoğun derecede acılı şeyleri sahnelemesine rağmen, trajedi oyununun eninde sonunda insanın hayat şevkini artırmasıdır. Bunu açıklamak için Nietzsche onun iki tane yanı olduğunu öne sürmüştür: Apollonik taraf ve Diyonizyak taraf.

Apollonik olan, dünyaya biçim veren, onu anlaşılır, ölçülü, görsel ve bireysel formlar içinde sunan dürtüdür. Rüya, heykel, güzel görünüş, sınır, denge ve temsil onun alanıdır. İnsan, Apollonik düzeyde dünyayı katlanılabilir imgeler ve formlar halinde görür. Yani bu dürtü, form verme, sınır çizme ve görünüş yaratma gücüdür (Nietzsche, 2019; Stoll, 2025).

Diyonizyak olan ise bireysel sınırların gevşediği, insanın kendisini ayrı bir birey olarak değil daha büyük, taşkın, kolektif ve acılı bir yaşam akışının parçası olarak deneyimlediği dürtüdür. Müzik, sarhoşluk, ekstazi, ritim, coşku, acı, kolektiflik ve kendinden geçme onun alanıdır. Yani, varoluşun daha derin, acılı, yıkıcı ama aynı zamanda yaratıcı ve yaşamı onaylatıcı boyutunu kapsamaktadır (Nietzsche, 2019; Stoll, 2025).

Başka bir deyişle, Apollonik dürtü dünyaya biçim, yani form verir. Diyonizyak dürtüyse bu formların altında yatan taşkın tutkuyu açığa çıkarır. Nietzsche’ye göre Yunan tragedyası bu ikisini bir araya getirir: Diyonizyak kara tutku Apollonik biçim içinde sahnelenir, böylelikle acı ve yıkım dolu Diyanizyak taraf daha anlaşılır ve sindirilebilir bir form içinde tecrübe edilir. Bunun sonucunda seyirci hayatın acısına rağmen değil, tam tersine bu acısı sayesinde hayatı onaylamaya yönelir. Yani trajedinin başarısının sırrı, bu zıt iki dürtüden bir sentez oluşturabilmesidir. Sadece Apollonik olan ölçülüdür ama hayatın karanlık tutkusundan kopmuştur. Sadece Diyonizyak olan ise biçimsizdir ve sürdürülemezdir. Trajedi, Diyonizyak tutkuyu Apollonik formun içinde yakalayarak, ikisini de aşan bir şey yaratır (Nietzsche, 2019; Stoll, 2025).

Bu estetik üstüne bir teori olsa da, Gezi Parkı Protestoları’na uygulandığında muhalefetin uzun süredir içinde bulunduğu açmazı ortaya çıkarıyor. Muhalefetin geneli Gezi Protestoları’nı bir Diyonizyak olay olarak ele almaktadır: kendiliğinden, taşkın, birçok kesimin bir arada olduğu mozaik bir kolektif, ani, keskin, tutkulu. Doğrudur, Gezi Protestoları’nın yayılmasının sebebi polis şiddetine ve rejim baskısına verilen kolektif ve kuvvetli bir tepkiydi. Lakin tamamen Diyonizyak olan bu yaklaşım şu soruyu görmezden gelir: polis kime şiddet uyguladı da ona tepki verildi?

Bu soruyu yanıtlamak için baktığımızda Apollonik taraf ortaya çıkıyor. Gezi Protestoları’na öncülük eden grup Taksim Dayanışması olarak bilinen bir çatı oluşumdur. Kendi kelimeleriyle açıklayacak olursak (vurgu benim):

“Taksim Dayanışması, 15 Şubat 2012 tarihinde TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi‘nin çağrısıyla meslek odaları, emek örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve inisiyatifler, mahalle dernekleri, siyasi parti temsilcileri ve taraftar gruplarının bir araya gelmesiyle kurulmuştur. Kentimizin tarihi, kültürel kimliğini ve toplumsal belleğini oluşturan ve koruma altına alınmış en önemli kentsel ve kamusal alanlarımızdan olan Taksim Meydanı ve Gezi Parkı‘nın ortadan kaldırılmasını öngören projelere karşı; kamuoyu oluşturmak ve projelerin dayanağı olan plan değişikliğine karşı yasal çerçevede mücadele etmek üzere amacını taşıyan meşru ve demokratik bir platformdur. Taksim Dayanışması Sekretaryası ise TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi ve TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi tarafından yürütülmektedir.”

Görüleceği üzere, Taksim Dayanışması gerek ulusal gerekse yerel pek çok farklı kesimden örgütün bir araya gelerek oluşturduğu bir tür çatı örgüttür. 2013 Mayıs’ın sonunda ülke çapına yayılan Gezi Parkı savunmasının arkasında, bu konuda 1 sene 3 aydır çabalayan ve direnen bir sivil toplum örgütü bulunmaktadır. Dahası, bu daha küçük örgütlerin bir tür çatı örgüt kurabilmiş olmasının sebebi, uzun süredir zaten bu konuyla ilgilenen ve bağımsız olarak ona direnen örgütlerin güçlerini birleştirmek istemesidir. Başka bir deyişle, Gezi Parkı’nı senelerdir savunan Apollonik bir formda yakalanmış bir direniş, o büyük protestoları mümkün kılan ve öncülük eden temelleri atmıştır. Yani insanların hükümetin politikalarına karşı duyduğu tutkulu negatifliğe (geleneksel ahlakta “karanlık duygular” denilen şeye) bir form vererek onu daha somut, kalıcı ve güçlü hale getirmiştir. Daha sonraki Diyonizyak patlama ancak bu Apollonik form, yani örgüt sayesinde ortaya çıkabilmiştir.

Öte yandan, Gezi Protestoları’nın öncülündeki bu Apollonik form varlığına, protestoları takip eden süreçteki bir Apollonik form yokluğu eşlik eder. Gezi Protestoları’nda açığa çıkan Diyonizyak kolektif, devasa ve rejim için yıkıcı enerjiyi hiçbir siyasi oluşum yakalamayı başaramamıştır. Özellikle muhalif siyasi partilerin başarısızlığı bu mevzuda büyük bir fırsatın kaçırılmasına yol açmıştır.

2013 olayları gerçekleştiğinde, 2011 genel seçimlerinde seçilen TBMM görevdeydi. Dönemin meclis dağılımı 550 koltuk üzerinden yapılıyordu ve bu dağılım sırasıyla şöyleydi: 327 AKP, 135 CHP, 53 MHP, 35 bağımsız. Bu iki muhalefet parti içerisinden MHP’nin lideri Devlet Bahçeli henüz olaylar çok tazeyken yaptığı 4 Haziran’daki konuşmasında, olayda bir noktada meşru bir kent savunması olduğunu belirtlese de, onu hemen “güvenlikçi” bir noktaya çekerek komplo teorisi şeklinde yorumlamıştır. “Taksim kalkışması ve alobarası” olarak bahsettiği olayı “tertip, tezgah ve komplo” olarak resmetmiş, bunun “Türkiye’yi küçük düşürecek” bir eylem olduğunu, “Türkiye’yi anarşiye ve asayişsizliğe sokmak için” yapıldığını öne sürmüştür; böylelikle şunu da belirtmiştir: “Milliyetçi Hareket’in hiçbir mensubu olayların içinde yer almayacaktır. Bunun aksine hareket eden kim olursa olsun aramızda ve yanımızda bulunamayacaktır. Bizim için AKP’nin devrileceği, görevden alınacağı tek yer sandıktır ve bunu da yapacak olan Türk milletinin kutlu iradesidir. Sokakların sisinden ve kontrolsüzlüğünden sonuç çıkmaz, çıksa da kimsenin hayrına olmaz ve yanına kar kalmaz, kalmayacaktır.” Görüleceği üzere, MHP, protestoların meşruluğunu temelde reddetmiş ve “tek yol sandık” diyerek statüko siyasetine bağlılığını hatırlatmıştır. Böylelikle Gezi Protestoları’ndaki Diyonizyak enerjiyi herhangi bir forma dönüştürme girişimini baştan reddetmiştir.

CHP’ye geldiğimizde daha karışık, ama yine bu enerjiyi kalıcılığı olan bir forma dönüştürememiş bir yapıyla karşı karşıyayız. Zira dönemin parti başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olayın rant, AVM ve İstanbul’a sahip çıkma meselesi olduğunu söylemiş (29 Mayıs); polis müdahalesine “devlet terörü” demiş ve Erdoğan’a polisi geri çekme çağrısında bulunmuş (1 Haziran); CHPli milletvekillerinin Taksim’de olacağını söylemiş ve Erdoğan’ın diktatör olduğunu söylemiş (1 Haziran); ve protestolar görece yatışınca Gezi Parkı’na gitmiştir (7 Temmuz).

Bunun bir sebebi, Kılıçdaroğlu’nun kendi laflarıyla “eylemcilerin belli bir parti ya da örgüt tarafından bir araya getirilmediğine ve tamamen ‘halk hareketi’ olduğuna” dikkat çekmekti. Bu yüzden destekleme olsa da belli bir mesafe tutulması seçildi. Lakin “stratejik” analizler yapılırken de ideoloji bu mantığın bir parçasıdır ve bu noktada statüko siyasetinin etkileri görülüyor. Boş yakalanan CHP ve Kılıçdaroğlu eylemlerin Diyonizyak enerjisini Erdoğan karşıtı ama klasik bir muhalif parti söylemine dönüştürmeye çalıştı. CHP bu noktada yeniliğe gitmeyi reddederek, eylemcilerin enerjisini yakalabilecek, radikal ve yenilikçi bir form sağlamadı.

Bu form nasıl olabilir? Kısa bir beyin fırtınasıyla bile kimi örnekler öne sürülebilir. Bu noktada klasik bir parti formu yerine CHP ve Gezi arasında kurumsal ama özerk bir köprü kurulabilirdi. Örneğin, park forumlarını ve kent inisiyatiflerini belediye meclisleriyle, mahalle meclisleriyle, imar-denetim komisyonlarıyla ve açık aday belirleme süreçleriyle bağlayabilirdi. Mahalle forumlarından çıkan bağımsız isimlere adaylık kanalı, katılımcı bütçe, açık önseçim sağlanabilir ve kente karşı suçları izleme ağları kurulabilirdi. Lakin bu veya benzeri Apollonik form yaratımı denenmedi. Var olan statüko siyasetinin formu ise Gezi Protestoları’nda açığa çıkan Diyonizyak tutkuyu ve enerjiyi yakalayabilecek şeyler değildi. Bu yüzden Gezi Protestoları formsal olarak kalıcı bir miras bırakamadı. (Bu tarz formları da küçük ve yerel diyerek es geçmemeli, çünkü o bölgelerde net yarar sağlamanın yanısıra, görüldüğü gibi büyük toplumsal hareketlerin çok kritik parçaları da olabiliyorlar.)

Metaforlarla anlatılan bu başarısızlığın elbette daha somut, “materyal” sebepleri bulunuyor. Türkiye’de muhalefetin formlarının bu kadar zayıf olmasının temel bir sebebi 1980 darbesidir. “Güvenlikçi” zihniyetle yapılan darbenin en büyük sonuçlarından birisi sol ve benzeri şekilde darbecilerin ideolojisine uymayan toplumsal hareketlerin örgütlenme kapasitesinin azaltılması oldu (Erol & Şahin, 2022; Guler, 2019). Başka bir deyişle, devlet onayı olmadan örgütlenme kapasitesi azaltıldı; bunun yarattığı sistemde, devlet içindeki gerek seçilmiş gerekse demokratik yöntemlerle gelmemiş yönetici sınıfın onayı gerekiyordu. AKP bu sistemi devam ettirerek ve derinleştirerek, 1980 ideolojisinin devamı olan Türk-İslam ideolojisi odaklı sivil örgütlere alan açar ve izin verirken, bu ideolojiye uymayan sol, seküler, çevreci ve özgürlükçü örgütlenmelerin alanı daraltıldı (Eligür, 2010; Erol & Şahin, 2022; Özler & Obach, 2018; Yabanci, 2019). Bunun sonucu olarak, örgütlenme kapasitesini büyük oranda yitirmiş AKP dönemi muhalefeti, Diyonizyak enerjiyi daha kalıcı olan Apollonik formlara dönüştüremedi. Burada önemli bir ikincil nokta, muhalif sivil toplumun kendi formlarını oluşturma yetisi zayıfladığı için gittikçe partilere, özellikle zaten kurulu partilere bağlanmış olmasıdır. Yani Gezi Protestoları’ndaki Apollonik eksiklik iki şekilde gerçekleşti: hem sivil toplumun hem de var olan muhalefet partilerinin bu hareketteki enerjiye kalıcı bir form sağlamaktan yoksun olması.

Bu Apollonik başarısızlık hala muhalefetin açmazının temelinde bulunuyor. 6 Şubat sonrasındaki Diyonizyak acıyı ve ondan doğan büyük öfke ile tutkuyu muhalefet, özellikle Kemal Kılıçdaroğlu ve onun ekibi kalıcı bir forma dönüştüremedi. İnsanlar muhalefetin formlarını yeterince çekici bulmadı. Buna karşılık, CHP’nin tarihi 2024 zaferi insanlarda (seçilmiş) CHP’nin sunduğu formları tercih etmenin çok daha artmış olduğunu gösteriyor. Bunun arkasındaysa eski yönetimin gitmesi ve Özgür Özel ile ekibinin gelmesi yatıyor. Fakat 19 Mart sürecinde Özgür Özel CHP’si çok daha başarılı bir performans sergilemiş olsa da, statüko formlarından yeterince farklı bir form üretemediği için bu enerjiyi büyük oranda yine kaybetti. Diyonizyak enerjiyle dolu pek çok genç muhalifte yarattığı hayal kırıklığı sıkça edilmiş şu laflarla özetlenebilir: “Eylemi mitinge çevirdi abi.” Protestolar yapıldı edildi ama rejim yolundan vazgeçmezse veya bunu yine yaparsa kim durduracak? Bu soruya formsal bir cevap veremedi, bu yüzden de şu anki mutlak butlan olayını yaşıyor.

Yazının önceki kısmında denildiği gibi, stratejik analizler de ideolojik bir noktadan yapılır. Özel CHP’sinin bu noktada önce geleneksel çözüm süreçlerini tüketmeyi amaçladığı görülmektedir. Gerektiğinde sokaktaki Diyonizyak enerjiyi kullansa ve bu açıdan öncüllerinden çok daha radikal olsa da, öncüllerinin bu konuda çok statükocu ve zayıf olduğu, dolayısıyla bu karşılaştırmanın nereden yapıldığı hatırlanmalıdır. Var olan formlar dünyasına olan bağımlılık, bu katı toprağın altında yatan Diyonizyak dip akıntısından kopuşa yol açmaktadır. Formların sağladığı katılığın değişmez olduğu, örneğin “seçmenin” çok radikal hareketlere negatif tepki vereceği söyleniyor. Ama bu tutarlı ve değişmez seçmen imgesi gerçekliğe dayanmaz. 2015’e kadar çözüm sürecini savunan ama sonra karşıtı olan seçmen; Bahçeli’nin çıkışına kadar çözüm süreci karşıtı olan ama sonra bunu destekleyen seçmen; Erken AKP döneminde Avrupa Birliği sürecini ve liberal demokratikleşmeyi destekleyen, ama sonra buna tam zıt kutuba geçen seçmen; Susurluk Skandalı’yla ortaya çıkan yozluk ve karanlık karşısında statüko partilerine karşı yeni bir parti olan AKP’yi tercih eden, ama daha sonra onun bizzat bu odaklarla bir araya gelmesini destekleyen seçmen–burada sabit ve değişmez bir şey görünmüyor. Tam tersine, radikal şekilde değişebilen, hatta kısa zaman öncekine kadar olan tavrına zıt şeyleri destekleyebilen bir seçmen var.

Formlar dünyasının katılığına fazla inanmış, bir nevi “seçmen özcüsü” denebilecek yaklaşım bu değişimleri açıklayamaz, aynı Özel’in 19 Mart sonrası radikal mesajlamasının aldığı desteği veya Gezi Protestoları’nın neden ortaya çıktığını açıklayamadığı gibi. Bu noktada özcülük denilen şeyin muhafazakarlığın ve statükonun bir ideolojik aracı olduğunun hatırlanmasında yarar var. Zira bir ideolojinin en başarılı olduğu an kendini kaçınılmaz ve değişmez olarak kabul ettirdiği, ideoloji bile olduğunu unutturduğu andır (Fisher, 2009). Geçmişten gelece uzanan, değişimin mümkün olmadığı, ebediyen ölü bir deniz–yaratılmaya çalışılan imge budur. Tabanı incelediğimizdeyse çok daha değişken bir Diyonizyak akıntı, tutku karşımıza çıkıyor. Formlar dünyası bu akıntının nerede toplandığını, ne şekle büründüğünü belirliyor. Bu yüzden muhalefetin açmazının temel sebebi, sabit bir “bu millet böyle” olmaktan ziyade, onun “karanlık tutkularını” stabil formlarda yakalama eksikliğidir.

Kimi Olasılıklar ve Kısa Değerlendirmeler

Düzen tarafından istenilmeyen ve reddedilen bu duyguları ile tutkularına bir form arayan insanlar, bir noktada bu yüzden Zafer Partisi’ni çekici bulmaktadır. Bu siyasi kurum bir radikal değişim oyunu sergileyerek, söz konusu tutkulara yuva olacak bir form olduğunu iddia ediyor. Bu, elbette, bir gösteridir. Lideri Özdağ duruma göre lafını sakınsa veya lafı ağzında dolandırsa da, bir kurum ve hareket olarak Zafer Partisi’nin karşı olduğunu iddia ettiği şeyden anlamlı pek bir farkı yoktur (ultramilliyetçi, anti-entelektüel, dezenformasyoncu, otoriter, reaksiyoner, cinsiyetçi, ırkçı, LGBTQ düşmanı, militarist, kapitalist, hatta önemli bir bölümü Türk-İslamcı). Eğer “oturaklı” muhalefetteki radikallik yoksunluğu devam ederse, zorunlu olarak Zafer Partisi’nin değil ama genel olarak bu tarz radikallik gösterisi yapan oluşumların daha da güçleneceği tahmini yapılabilir.

Öte yandan, rejimin diğer bütün formları -yani stabil yapıları- kendinde toplama projesi kuvvetle ilerliyor. Bu form totaliterleşmesi o kadar artmıştır ki, bilim insanlarının ve diğer akademisyenlerin toplumu bilgilendirmek için ürettiği popüler bilim, felsefe, vs. içeriklerine bile yasak getirilmiş, YÖK’ün emir-komuta zincirinden bağımsız içerik üretiminin çoğunluğu pratikte yok edilmiştir. Böylelikle, bir bilim insanı veya araştırmacı ile toplum arasında haberleşmenin rejim onayı olmadan yapılması büyük oranda yasaklanmıştır (televizyonlardaki programlar da, RTÜK’ten dolayı, buna bir merhem olamaz). Rejimin form tekelleşmesinin pratikte total hale gelmesi, yani totaliterliğin amacına ulaşması, söz konusu Apollonik yoksunluğun devamı durumunda gerçekleşebilecek diğer bir olasılıktır.

Bu gayet cidden var olan ve statükocu medyatik figürlerin her zamanki tatlı fısıltılarıyla görmezden getirmeye çalıştığı bir olasılıktır. Özellikle son iki yılda rejimde oluşan totaliter dönüşüm önceki döneme göre bile keskindir. Yektan Türkyılmaz’ın şöyle dediği gibi: “Türkiye’de lineer, kümülatif ve sıçramalı bir otoriterleşme süreci yaşanıyor. Burada bir amaç bu süreci hızlandırmak ve yeni eşikler atlatmak. Türkiye iki yıl önce daha iyi bir durumdaydı, öyle değil mi?” Bu, gerçeklikle bağını koparmamış herhangi bir insana bariz olmalı. Bu yüzden mesela Halk TV Genel Müdürü Şaban Sevinç gibi kişilerin “Erdoğan’ın bir daha seçim kazanmasına ihtimal vermiyorum” gibi sözleri epistemik açıdan savunulamaz olmanın yanısıra, statükocu ideolojik söylemlerdir. Felaket boyutundaki bir form dönüşümünden geçmekte olan ülkede, insanlara zaferin çoktan kazanılmış olduğunu söylemek -ve onca şeye, defalarca bu ezberin yanlış çıkmasına rağmen- böyle bir figür için cehalete atfedilemez. Tam tersine, olağanüstü bu aciliyette toplumu olağanüstü bir aktifliğe ve örgütlenmeye çağırmak gerekir. Dolayısıyla, bu tarz söylemler, bahsedilen Apollonik başarısızlığın merkezi bir parçasıdır. Dahası, Sevinç’in aynı konuşmada Mansur Yavaş’ı yakın zamanki eleştirilere karşı savunduğu ve bir aday olarak öne çıkardığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Mansur Yavaş, Özgür Özel’e kıyasla çok daha statükocudur ve faşist gelenek olan MHP’nin içinden gelmiştir. Bu yüzden statüko muhalefeti için daha makul bir adaydır.

Referanslar

  • Eligür, B. (2010). The Mobilization of Political Islam in Turkey (1st ed.). Cambridge University Press. https://doi.org/10.1017/CBO9780511711923
  • Erol, M. E., & Şahin, Ç. E. (2023). Labour unions under neoliberal authoritarianism in the Global South: The cases of Turkey and Egypt. Canadian Journal of Development Studies / Revue Canadienne d’études Du Développement, 44(1), 131–150. https://doi.org/10.1080/02255189.2022.2119945
  • Fisher, M. (2022). Capitalist Realism: Is There No Alternative? (1st ed). John Hunt Publishing Limited.
  • Guler, C. (2019). Darbe, dayanışma ve direniş: 1980 Dönemi Avrupa sendikal hareketi ve DİSK ilişkileri. Çalışma ve Toplum1(60), 79-104.
  • Nietzsche, F. (2019). Tragedyanın Doğuşu (M. Tüzel, Trans.; XI. Basim). Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
  • Özler, Ş. İ., & Obach, B. (2018). Polarization and the environmental movement in Turkey. Journal of Civil Society, 14(4), 311–327. https://doi.org/10.1080/17448689.2018.1518773
  • Stoll, T. (2025). Nietzsche’s aesthetics. In E. N. Zalta & U. Nodelman (Eds.), The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Spring 2025 ed.). Metaphysics Research Lab, Stanford University. https://plato.stanford.edu/entries/nietzsche-aesthetics/
  • Yabanci, B. (2019). Turkey’s tamed civil society: Containment and appropriation under a competitive authoritarian regime. Journal of Civil Society, 15(4), 285–306. https://doi.org/10.1080/17448689.2019.1668627

Bir Cevap Yazın

Ötegezen sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin