“Fırtına Geliyor”
Dün gece bir telefon aldım…
Kimden olduğunu yazmayacağım. Zaten yazarsam bu yazı burada kalmaz, başka yerlerde okunur. Ama şunu söyleyeyim: Sesi titremiyordu. Daha kötüsü, hiç titremiyordu.
Bazen en büyük panik, en sakin cümlede saklıdır…
Ankara’da hava bugün açık görünebilir. Aldanmayın. Bu açıklık, fırtına öncesi açıklıktır. Bazı odalarda perdeler çekildi. Bazı masalarda çaylar yarım bırakıldı. Bazı isimler ise ilk kez kendi soyadlarını yüksek sesle duymaktan rahatsız oldu.
Bilen biliyor…
Bilmeyen de yakında “biz zaten sezmiştik” diyecek.
Dünden beri aynı kelime kulağıma geliyor: hazırlık.
Neye hazırlık?
İşte orası şimdilik bende kalsın…
Ama bu ülkede hiçbir şey sadece kendi adıyla olmaz. Toplantı toplantı değildir. Sessizlik sessizlik değildir. İstifa istifa değildir. Hastalık bazen hastalık değildir. Hatta bazen cuma günü cuma günü bile değildir.
Özellikle cuma gününe dikkat edin.
Cuma olmazsa pazartesiye.
Pazartesi de olmazsa, zaten neyin ertelendiğini anlamış olacağız…
Bazıları bugünlerde çok rahat görünüyor. İşte asıl endişe verici olan da bu. Çünkü bu ülkede gerçekten rahat olanlar değil, rahat görünmek zorunda kalanlar tehlikelidir. Hele bir de “devlet aklı” demeye başladılarsa, bilin ki akıl masadan çoktan kalkmış, hesabı garsona bırakmıştır.
Bana “açık yaz” diyenler var.
Açık yazarsam açıkta kalacak olan ben değilim…
Şimdilik sadece şunu söyleyeyim: Büyük bir şey yaklaşıyor. Belki gelmeyecek. Belki çoktan geldi. Belki de biz onu hala gündem sanıyoruz.
Ama taşlar oynadı.
Bazı taşlar kendi kendine oynamaz.
Bazı taşlar da oynayınca altından sadece toprak çıkmaz.
Bu kadarını yazmış olayım…
Gerisi için arşivleri, yüz ifadelerini ve gereğinden uzun süren sessizlikleri takip edin. Özellikle de “gayet normal” denilen şeylere bakın.
Çünkü bu ülkede kıyamet kopacaksa, önce mutlaka biri çıkıp “her şey kontrol altında” der.

Bir Cevap Yazın