Bu yazıda, gerek fiziksel gerekse dijital hayattaki sol ortamlarda çok karşılaştığım bir sorun olan, Marksistlerin önemli bir kısmının belli davranışlarına odaklanacağım. Bu davranışları ideolojik ve epistemolojik temellerini ele alarak açıklamaya çalışacağım. Bahsettiğim sorunlar: farklı fikirleri ve bakış açılarını katiyen reddetme, ideolojik bir saflık peşinde olma, bu uğurda saflık testi yapmadır (purity testing). Bunların hepsinin bahsi geçen temellerden etkilenerek çıktığını düşünüyorum.
Ana metine geçmeden önce, yazıda Marksist kelimesi ile tam olarak kastedilen şeyin biraz ucu açık bir soru olduğundan bahsetmek gerekiyor. Bir yandan Geleneksel (Ortodoks) Marksistleri kapsasa da, sadece onlarla sınırlı değildir. Çok daha yaygındır. Öte yandan, post-Marksist olarak geçen kimi düşünürler yaptığım tanıma dahil değildir. Lakin aynı düşünürler, başkaları tarafından yine Marksist kategorisi altında sınıflandırılabilmektedir. Bu yüzden, entelektüel bir açıklık olarak, bu kısmi belirsizlikten bahsederek yazıma başlıyorum. Marksist kelimesiyle kastettiğim şey belki bütün Marksistleri kapsamasa bile, geleneksel olanı da dahil pek çok Marksist türünü kapsamaktadır.
Son olarak, bu yazıyı yazmamın sebebi Marksistlerden nefret etmem veyahut sağ düşünceyi daha mantıklı bulmam değil, fakat sol düşüncenin içerisinde bulunan birisi olarak yıllardır yaşadığım hüsranlık ve yılgınlık yaratan deneyimlerdir. Dogmatik ve eskimiş yaklaşımlar -sağda olduğu kadar olmasa da- solda da kuvvetlidir. Aynı zamanda bu yazının izlediği eleştirel yaklaşım, sadece Marksizm’e değil fakat bütün ideolojilere uygulanabilir. Hatta uygulanmalıdır. Günümüzdeki bütün baskın ideolojiler, bu yazıda ele alacağım eleştiri noktalarından öyle veya böyle muzdariptir. Evet, özellikle buna istisna olduğunu düşündüğünüz ideolojiyi de kastediyorum. Hatta özellikle onu kastediyorum; “realpolitik” denen her ideolojiyi de dahil ediyorum. Zira günümüzdeki bütün baskın ideolojiler, benzer dogmatiklik, kesinlik ve eskimişlik sorunlarına sahiptir.
Not: Kaynak gerekli olduğunda, bunlar ya her bölümün sonunda toplu olarak ya da metin içinde link olarak verilmiştir.
Kapak Resmi: Alex van Caleon‘dan değiştirilerek
Giriş: Marksist Düşüncedeki Temel Kavramlar
Marksizm, modern tarihin en etkili entelektüel geleneklerinden biridir ve bir asırdan uzun süredir siyasi hareketleri, ekonomik teorileri ve toplumsal analizleri şekillendirmiştir. Basit olarak, Marksizm, tarihi şekillendiren asıl güçler olarak ekonomik yapıları ve sınıf ilişkilerini kati bir şekilde merkeze alan bir yöntem üstünde temellenir. Bunun adı tarihsel materyalizmdir. Bu yaklaşımla toplumsal durumların ve dinamiklerin açıklanması hedeflenmektedir.
Marksizmin Temel İlkeleri
Bu kısımda Marksizm’in temel fikirlerini -nüans kaybetme riskini göze alarak- konuya aşina olmayanlar için kısaca özetleyeceğim.
Tarihsel Materyalizm – Üretim biçiminin (malların ve hizmetlerin nasıl üretildiği ve dağıtıldığı) toplumun yapısını, yasalarını, kültürünü ve politikasını belirlediği fikridir. Bu yaklaşım, toplumun üretim biçiminin bir sınıf mücadelesine dayandığıyla beraber ele alınmaktadır. Bu da aşağıda verilmiştir.
Sınıf Mücadelesi – Toplum, ekonomik üretim açısından farklı sınıflara ayrılır ve farklı ekonomik çıkarlara sahip kesimlerin birbiriyle çatıştığı öne sürülür. Kapitalizmde bu, burjuvazinin (kapitalist sınıf) proletaryayı (işçi sınıfı) sömürmesiyle ortaya çıkar. Tarihsel materyalizmin itkeni olarak, bu sınıf mücadelesi verilir. Bu fikre göre, sınıf mücadelesi eninde sonunda üretim biçimlerini değiştirmekte ve daha üst bir forma geçirmektedir. Örneğin, kapitalizm, üretim açısından ondan önceki sistem olan feodalizmden üstündür. Sosyalizmin de kapitalizmden üstün olacağı söylenmektedir.
Sosyalizmin Kaçınılmazlığı – Geleneksel Marksistler, kapitalizmin bir gün çöküşüne yol açacak içsel çelişkiler içerdiğini ve bunun da komünizmle sonuçlanacağını düşünürler. Komünizm veyahut diğer adıyla sosyalizm (Marx bu iki kelime arasından bir ayrım yapmamıştır), sınıfsız, devletsiz ve parasız, aynı zamanda aşırı bolluğa sahip bir toplum olarak düşünülmüştür. Sosyalizmin bu karakteristikleri, onun tarihsel materyalist gelişimin nihai aşaması olarak görülmesinden kaynaklanmaktadır. Başka bir deyişle, “toplumsal gelişimin” son aşamasıdır.
(Geleneksel) Marksizm kendisinin tarihin ve toplumun bilimsel bir analizi olduğunu, tarihsel gelişim hakkında nesnel, yasa benzeri tahminlerde bulunduğunu iddia eder. Geleneksel Marksistler sıklıkla sonuçlarının görüşler değil, bilimsel gerçekler olduğunu iddia ederler; tıpkı fiziğin doğa yasalarını tanımlaması gibi.
Ancak, bu bilimsel kesinlik iddiası, muhalefetin ve alternatif bakış açılarının, tartışılacak fikirlerden ziyade düzeltilmesi gereken hatalar olarak ele alındığı ideolojik bir saflık kültürünü teşvik eder. Bu saflığın kökü, Geleneksel Marksizm’in totalize edici yapısında, tarihi adi bir deterministik süreç olarak ele alan eski bilim modelini kullanmasında yatmaktadır.
Bu yazıda, (Geleneksel) Marksizm’in hala sahip olduğu 19. yüzyıl bilimsel varsayımlarının, nasıl da katılığa, mezhepçiliğe ve çoğulculuğun reddine katkıda bulunduğunu açıklamaya çalışacağım. Dahası, sol düşünce için, bilimsel yöntemdeki dönüşümü izleyerek, belirsizliğe daha çok vurgu yapan bir yaklaşımın nasıl daha sağlıklı bir entelektüel kültüre yol açabileceğini inceleyeceğim.
Kaynaklar ve İleri Okuma
- Booth, A., Sewell, R. (2017). Understanding Marx’s Capital: A Reader’s Guide. Wellred.
- Marx, K. (1887). Capital: A Critique of Political Economy, Volume I. https://www.marxists.org/archive/marx/works/1867-c1/
- Singer, P. (2018). Marx: A very short introduction. Oxford University Press.
- Wolff, Jonathan and David Leopold, “Karl Marx”, The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Spring 2025 Edition), Edward N. Zalta & Uri Nodelman (eds.), https://plato.stanford.edu/entries/marx/
1. Totalize Edici Bir Sistem Olarak Marksizm
Totalize edici bir sistem (totalizing framework), bu bağlamda, insan varoluşunun tüm yönlerini tek ve birleşik bir teori içinde açıklamaya çalışan bir düşünce sistemidir. Birden fazla bakış açısına ve açıklamaya izin veren çoğulcu yaklaşımların aksine, totalize edici bir sistem tek bir modelin her şeyi açıklayabileceğini ve rekabet eden fikirlere yere çok az yer bıraktığını iddia eder.
Marksizm totalize edicidir çünkü:
- Tüm toplumsal olguların, tamamen olmasa bile, nihayetinde ekonomik yapılar tarafından belirlendiğini savunur.
- Tarihin gerekli bir gelişme dizisini izlediğini öne sürer (ilkel komünizm → köle toplumu → feodalizm → kapitalizm → sosyalizm/komünizm).
- Alternatif açıklamaları ve bakış açılarını (örn. kültürel, psikolojik, etik teorileri) sınıf mücadelesinin ikincil veya çarpıtılmış hali olarak ele alır.
- Kendini “kesin bilimsel doğru” olarak konumlandırır. Bunun sonucu olarak, ideolojik rakiplerini, içerikleri ne olursa olsun, yanlış yönlendirilmiş veya gerici olarak reddeder. Siyah-beyaz bir yaklaşımdır.
Bu totalize edici yapı, Marksizm içindeki anlaşmazlıkları büyük bir gerilim haline getirir. Eğer teori nesnel olarak doğruysa, ondan sapmalar hatalar veya sapkınlıklardır. Bu durum, farklı Marksist grupların birbirlerini sık sık doğru çizgiye ihanet etmekle suçladığı mezhepçiliğe ve saflık testine katkıda bulunur.
2. Bilim ve Marksizm: Güncel Olmayan Bir Epistemoloji
Marksizmin ideolojik katılığa yönelmesinin başlıca nedenlerinden biri, modern bilimsel düşüncede uzun süredir reddedilen 19. yüzyıl bilim modelini baz almasıdır.
20. Yüzyıl Öncesi Bilim: Determinist ve Totalize Edici
Marx’ın zamanında, bilimsel düşünce, dünyayı görece basit, matematiksel ve kavramsal olarak kesin olarak açıklanabilir bir şey olarak gören Newton mekaniğinden büyük ölçüde etkilenmişti. Bu görüş şunları teşvik ediyordu:
- Nedensel determinizm: Yeterli bilgi verildiğinde, gelecek kesin olarak tahmin edilebilirdi.
- Büyük, totalize edici teoriler: Bilimsel gerçek, tek ve her şeyi kapsayan bir sistem olarak görülüyordu.
- Bilimsel gerçekçilik: Teorilerin gerçekliği olduğu gibi tanımladığı varsayılıyordu.
Marx, bu modeli tarihe uygulayarak, toplumun -gezegenlerin hareket yasalarını takip ettiği gibi- gelişme yasalarını takip ettiğini savundu. Newton fiziğinin gezegen yörüngelerini detaylı bir şekilde tahmin etmesi gibi, kapitalizmin çöküşünün kaçınılmaz olduğunu düşünüyordu.
20. ve 21. Yüzyıl Bilimi: Olasılıkçı ve Yanılabilir
20. yüzyıl başlarında, bilimsel yönteme olan yaklaşım temelden değişti.
Kuantum mekaniği ve Einstein’ın özel ve genel görelilik teorileri, bir zamanlar evrensel olduğu zannedilen ve “hemen her şeyin çözülmüş olduğu” Newton fiziğinin aslında çok sınırlı koşullarda belli açıklamalarda yararlı olduğunu ortaya koydu. Gerçeklik zannedilenden çok daha karmaşıktı ve Newton fiziğinin mutlak olduğu iddia edilen yasaları feci derecede yetersizdi. Bu değişiklikler, adi determinizmin reddedilmesine ve bilimsel süreçte verinin belirsizliğinin rolüne daha çok vurgu yapan yaklaşımlar oluşmasına yol açtı.
Bilim felsefesi (örn. Karl Popper, Thomas Kuhn, Paul Feyerabend), bilimsel teorilerin geçici, yanlışlanabilir ve her zaman revizyona açık olduğunu vurguladı.
İstatistik bilimi ve deney dizaynındaki ilerlemeler, deney sonuçlarının genellenebilirliğindeki sınırlamaları vurguladı. Bu istatistiksel dönüşüm, 21. YY başında, bilimde tekrarlanabilirlik krizine (replication crisis) odaklanan çalışmalar çıkmasıyla güncelliğini korumaya devam etmektedir.
Modern bilim, teorilerin tahmin gücünü veya nedensel modelleri reddetmez. Bunlar çok temel bir şekilde hala bilimsel sürecin parçasıdır. Lakin bahsedilen ilerlemeler sonucunda, bilimsel deneylerin ve teorilerin içerdiği “belirsizlik” (uncertainty) çok daha fazla kabullenilmiştir. Aynı zamanda, sosyal sistemler veya biyolojik sistemler gibi çok fazla değişkenli kompleks yapıların bütün özelliklerinin “tek bir büyük teori” ile açıklanabileceği görüşü, neredeyse tamamen geride bırakılmıştır.
Evrim Örneği
Bir örnek verilecek olursa, doğada gözlemlenen bir şey olarak evrim olgusu biyolojide bir gerçeklik olarak kabul edilmektedir. Lakin evrimi açıklayan teorilerin nüansları bulunmaktadır. Evrim farklı seviyelerde incelenebilir. Molekül düzeyi, kalıtım materyali düzeyi, birey düzeyi, popülasyon düzeyi, ekolojik sistem düzeyi gibi seviyeler bulunmaktadır.
Yaygın olarak kullanılan popülasyon düzeyi yaklaşımına göre, evrim, bir popülasyonun özelliklerinde nesilden nesile görülen değişimdir. Bu değişimin sebepleri (a) doğal ve yapay seçilim, (b) mutasyonlar, (c) iç veya dış göç, (d) genetik sürüklenme olarak verilmektedir. Bunların hepsi, popülasyonun biyolojik özelliklerinde nesiller arası değişime yol açma potansiyeline sahip süreçlerdir. Öte yandan, evrim araştırmalarının tartışmalarından birisi, epigenetiğin keşfiyle iyice önem kazanmıştır. Epigenetik, kalıtımın ana materyali olan DNA kodunda değişiklik yapmadan nesiller arasında değişikliğe yol açan mekanizmalardır. Örneğin, DNA kodunda değişiklik olmayabilir ama DNA’nın bir bölgesi, çevresel koşullar veya bir mutasyon sonucu, birkaç nesil süren bir metil bağlanmasına maruz kalarak, o bölgede bulunan genin aktivitesini değiştirebilmektedir. Böylelikle, DNA kodunda bir değişiklik olmasa da, bir tür -geçici- evrim gerçekleşmektedir.
Bu, 20. yüzyılda dominant olan standart evrimsel teorinin (modern sentez) temellerini çürütmemiştir, fakat ona bir katman daha eklemiştir. Epigenetik değişimlerin ne kadarının, nasıl, ne koşullarda DNA kodundaki değişimlerin öncülü olabileceği şu an büyük ilgi çeken bir araştırma konusudur.
Bu örneğin etkileyici olmasının sebebi, bilimler arasında en büyük birleştirici teorilerden birine sahip bilim dalının biyoloji olmasıdır. Çoğu bilim dalı, evrimsel teorinin biyolojide sahip olduğu açıklayıcı güce ve kapsayıcılığa yaklaşan teoriler içermez. Evrim teorisi bu açıdan konumuz için iyi bir örnek oluşturmaktadır, çünkü biyoloji aynı sosyal bilimler gibi kompleks sistemleri çalışmaktadır. Fizikte veya kimyada çok daha determinist modeller olabilmesinin sebebi, onların çalıştığı sistemlerin daha az değişken içermesidir. Biyoloji veya sosyoloji gibi dallardaysa çalışılan olguların çok daha fazla “oynayan parçası” yani değişkeni bulunmaktadır. Tek bir hücrede bile farklı işleve ve yapıya sahip çok fazla molekül bulunmaktadır.
Lakin, bahsedildiği gibi, kompleks sistemler açısından totalize edici olmaya en çok yaklaşan bilimsel teori sayılabilecek evrimsel teori bile revize edilebilmektedir ve kimi noktalarda belirsizliklere sahiptir. Aynı zamanda, evrimsel teori birleştirici bir yapı sağlasa da, tek başına her şeyi açıklayamaz. Örneğin, hangi enzimlerin hangi moleküler özelliklere sahip olduğunu açıklayamaz. Bunun için bu enzimlerin yapılarını ve işlevlerini inceleyen biyokimyasal açıklamalara ihtiyaç vardır. Başka bir deyişle, bu enzimlerin nesilden nesile aktarımı evrimsel süreçlere tabidir, fakat onların fizikokimyasal özelliklerini açıklamak ayrı bir meseledir. Yani, bu kadar kapsayıcı ve açıklayıcı bir teorinin olduğu bir alanda bile, incelenen olguyu kapsamlı bir şekilde anlamak için, başka bakış açıları ve teorilere ihtiyaç vardır.
Görüleceği üzere, güncel bilimsel yaklaşım, belirsizliği, rekabet eden modelleri, farklı açılardan bir olguyu ele alan yaklaşımları ve insan bilgisinin sınırlarını benimser. Ancak bilimsel ve entelektüel düşüncedeki bu ilerlemelere rağmen, birçok Marksist, Marksizmi sabit, adi deterministik bir “bilim” olarak ele almaya devam ediyor; belirsizliği ve revizyonu ideolojik zayıflık olarak reddediyor.
Kaynaklar ve İleri Okuma
- Hepburn, Brian and Hanne Andersen, “Scientific Method”, The Stanford Encyclopedia of Philosophy (Summer 2021 Edition), Edward N. Zalta (ed.), https://plato.stanford.edu/entries/scientific-method/
- Rosenberg, A., & McIntyre, L. (2019). Philosophy of science: A contemporary introduction. Routledge.
3. Çoğulculuğun Reddedilmesi
Belirsizliği ve yanılabilirliği benimseyen bilimsel bir dünya görüşü entelektüel çeşitliliğe izin verir:
- Rekabet eden teoriler, incelenen olgu hakkındaki kavrayışı geliştirir.
- Karmaşık olguları açıklamak için birden fazla model bir arada bulunur.
- Temel varsayımlar yeni kanıtlara dayalı olarak revizyona açıktır.
Ancak, Geleneksel Marksizm’in totalize edici ve deterministik yapısı, siyah-beyaz düşünmeyi teşvik eder:
- Alternatif açıklamalar reddedilir, tartışılmaz.
- Şüphe, ideolojik kirlilik olarak ele alınır.
- Marksist doktrinden sapma, entelektüel keşiften ziyade ihanet olarak görülür.
Bu katı yaklaşım, küçük ideolojik farklılıkların bile dışlama gerekçesi haline geldiği saflık testini teşvik eder. Anlaşmazlığı bir öğrenme kaynağı olarak görmek yerine, harekete yönelik bir tehdit olarak ele alır.
4. Marksizm ve Saflık Testi
Marksizm, kendisini 19. yüzyıl anlayışına göre bir bilimsel doğru olarak sunmaktadır. Bu durum, insanın kalbine yakın ve hayatı açısından önemli siyasi konuları ele almasıyla da birleşince, saflık testi ve hizipçiliği teşvik eden bir yapı ortaya çıkmaktadır. Böyle bir yapıda, muhalifler birer entelektüel rakip veya fikir alışverişi yapılabilecek birer kişi olarak görülmekten öte, karşı-devrimci olarak etiketlenir. Bu olmasa bile, en azından, “yanlış bilince” sahip cahillerdir. Küçük ideolojik anlaşmazlıklar acı hizipsel bölünmelere yol açar. İçe yönelik ideolojik polislik, dışa yönelik siyasi etkileşimden daha önemli hale gelir.
Kimi tarihsel örnekler şunlardır:
- Bolşevikler vs. Menşevikler (devrimci taktikler konusunda bölünme)
- Troçkistler ve Stalinistler (tek ülkede sosyalizm konusunda anlaşmazlık ve uluslararası devrim mevzusu)
- Sino-Sovyet Ayrımı (Maoistlerin Sovyet “revizyonizmini” kınaması)
Modern zamanlarda, online ortamlardaki Marksist alanlarda sıklıkla saflık testi yapılmaktadır ve şu solcular reddedilmektedir:
- Devrim yerine kademeli reformu savunanlar
- Sınıf mücadelesinin yanında ırkı, etnisiteyi, cinsiyeti, cinsel kimliği veya entelektüel mücadeleyi vurgulayanlar
- Tarihsel materyalizmin deterministik doğasını sorgulayanlar
Bu mezhepçilik ve ideolojik polislik kültürü, işbirliğini ve entelektüel gelişimi engellemektedir.
5. Belirsizliği Kabullenen Bir Sol: Alternatiflere Örnekler
Daha sağlıklı bir sol, belirsizliği, revizyonu ve entelektüel esnekliği benimsemektedir. Bazı Marksist ve solcu düşünürler bu uğurda çaba sarf etmiştir. Kimileri aşağıda verilmiştir:
- Antonio Gramsci – Ekonominin illa ki nihai belirleyici olmadığını, kültür ve ideolojinin bu konuda önceden sanılana kıyasla çok daha fazla etkili olduğunu öne sürmüştür.
- Frankfurt Okulu – Marksizm’i psikoloji, psikanaliz ve sosyolojiyle harmanlamış ve kapitalizmin adaptasyon yeteneğini kabul etmiştir. Gramsci’ye benzer şekilde, kültürel öğelerin yeteri kadar önemsenmediğine vurgu yapmıştır.
- David Harvey – Kapitalizmin nasıl değiştiğini analiz etmiş ve deterministik çöküş teorilerini reddetmiştir.
- Erik Olin Wright – Empirik yöntemler kullanarak ve olasılıkçı modelleri benimseyerek, Analitik Marksizm’in kurucularından biri olmuştur.
Bu düşünürler ve daha fazlası, günümüzde hala alakalı olan kimi Marksist açıklamaları kullanmaya devam etmektedir. Günümüzde hala geçerli kimi eleştiriler aşağıdaki gibidir:
- Kapitalizmin ekonomik eşitsizlik üretimi (örn. servet ve gelir eşitsizliği, GİNİ katsayısı)
- Kapitalist sistemin işçileri sömürmesi (örn. asıl zor işi yapan işçilerin pastanın küçücük bir payını alması, aynı zamanda sistemik suistimallere ve istismarlara uğramaları)
- Kapitalist sınıfın sürekli olarak gücünü arttırmaya çalışması (örn. Elon Musk ve diğer teknoloji devlerinin toplum üstündeki hakimiyetlerini arttırması)
- Kapitalizmin kitle üretim ürünü olan popüler kültür ürünlerini kullanarak ideolojisini yayması (örn. Geek ve Tüketim serime bakabilirsiniz)
- Kapitalizmin yarattığı ekolojik yıkım; başta iklim krizi olmak üzere bunun insanlar -özellikle yoksul kesimlerden olanlar- için oluşturduğu yıkım ve tehdit (örn. bilim insanlarının bütün uyarılarına, çağrılarına ve protestolarına rağmen, petrol şirketlerinin amansız bir şekilde hala karbon dioksit salmaya devam etmesi)
- Kapitalist sınıfın aşırı sağ aktörleri sol aktörlere karşı beslemesi ve kullanması (örn. “muz cumhuriyeti” diye adlandırılan ülkeler orijinal olarak belli Merkezi Amerika ülkeleridir; bu ülkelerde, ABD bazlı büyük muz şirketleri ekonominin büyük bir parçasıydı ve karları, buralarda üretilen muzları ihraç etmekten geliyordu. Bu şirketler, ekonomik eşitlikçi hükümetler kendilerinin hisselerini tehdit edince, muz sektöründeki karlarını korumak için aşırı sağ darbeler yaptırmıştır)
Bütün bunlar ve daha fazlası günümüzde hala geçerli eleştiri noktaları oluşturmaktadır. Başka bir deyişle, insanın sosyalist düşüncelere siyah-beyaz bir şekilde yaklaşması gerekmez. İnsan ya hepsini kabul etmek ya da hepsini reddetmek zorunda değildir. Lakin bahsi geçen adi determinizm ve mutlakiyetçiliğin, artık tarihin tozlu sayfalarında kalması ve orada ölmesi gereklidir. Sadece sosyalizm açısından da değil, herhangi bir dünya görüşü, ideoloji açısından.
Bu değişim akademide ve kimi entelektüel çevrelerde farklı derecelerde görülmekle beraber, ilginç bir şekilde kitle siyasetine yansıması çok daha çetrefilli olmuştur. Aynı zamanda, pek çok entelektüel kişi bile bu dogmatik düşünme yolunu izlemektedir. Bu kişiler, bilimsel düşünceyi ve onun “ruhunu”, en az bir yüzyıl geriden takip etmektedir.
Sonuç: Marksist Safçılığın Ötesine Geçmek
“Geleneksel” Marksizm’in sorunu, başkalarının yanlış olduğunu düşünmekten ziyade (bütün yaklaşımlar bunu yapar), entelektüel yoksunluğu gösterilmiş adi determinizmi kullanarak kendisini “kesin doğru” ilan etmesidir. Bu da katı ideolojik sınırlara, safçılık polisliğe ve mezhepçiliğe, entelektüel alçakgönüllülüğün ve çoğulculuğun reddine yol açmaktadır.
Solun gelişmesi için, dogmatik safçılıktan ziyade entelektüel esneklik ve çoğulculuğu izleyen modern epistemolojiyi benimsemesi gerekir. Ancak o zaman sol düşünce keskin, kapsayıcı ve entelektüel olarak canlı kalabilir. Bu hem entelektüel, psikolojik ve varoluşsal gelişim açısından önemlidir, hem de günümüzde gittikçe aşırı sağa kayan ve uluslararası düzeni kaybeden dünyayla yüzleşmek için gereklidir.
Bu açıdan, her türlü siyasi kesimden, çok farklı eğitim seviyelerindeki insanlara oldukça yararlı olacağını düşündüğüm, Türkçeye de çevrilmiş bir kitap var. Sol düşünce üstüne değil fakat yazıldığı 1990lardaki güncel bilimsel yöntemi ve onun “ruhunu” içselleştirmesi açısından oldukça değerli bir kaynak. Ünlü astronom Carl Sagan tarafından yazılmış olan “Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı” isimli kitaptan bahsediyorum (Annas-Archive’da bedava bulunuyor).
Bu kitap, eleştirel düşüncenin önemini ve sadece bilime özgü olmadığını göstermesi açısından oldukça önemlidir. Güncel bilimin içerdiği ve bilimsel olmayan alanlarda bile uygulanabilecek belli bir eleştiri şeklinin neden herkes için önemli olduğunu başarıyla açıklar. Sagan zaten çok akıcı ve anlaşılır yazıyor. Bu yüzden dil açısından endişelenmeye de gerek yok. Son olarak, kitabın daha eski bir çevirisinden (TÜBİTAK; şu an SAY çeviriyor) bir alıntı paylaşıyorum ve yazıyı bitiriyorum.
“Bilimi popülerleştirmenin başka bir gereği daha var: Bilim, bir bilgi dağı olmaktan başka, bir düşünme şeklidir. Çocuklarımın ya da torunlarımın Amerikası için ciddi endişeler taşıyorum. Onların, Birleşik Devletler’in yalnızca bir hizmet ve bilgi ekonomisi haline geldiği; hemen hemen tüm önemli üretim sanayilerinin başka ülkelere kaydığı; halktan kimsenin bilmesine gerek görülmeyen göz kamaştırıcı teknolojik güçlerin çok az kişinin tekelinde olduğu; İnsanların kendi gündemlerini belirleme ya da yetkilileri bilinçlice sorgulama yetilerini yitirdiği, kristallere bakıp burç haritalarına danıştığı; toplumun güç ve yeteneklerini yitirmiş, göze kulağa hoş gelenle gerçek olanı ayırmaktan aciz bir halde farkına bile varmaksızın batıl inanışlara ve karanlığa gömüldüğü bir dünyada yaşamalarından korkuyorum.”

Bir Cevap Yazın