Salon

Oturduğum tekli koltuktan uzanarak, yanımdaki sehpadan birkaç çerez aldım. Karşımdaki üçlüde oturanlara baktım ve söze girdim.

“Abi, öyle diyorsunuz ama Nolan çok uzun süredir iyi iş çıkarmıyordu,” diye fikrimi belirttim. “Oppenheimer bir farklı. Uzun süreden beri ilk kez takdir ettim.”

“İşin orası öyle ama şimdi bir Barbie’yle olan meme’leşme süreci de var,” dedi, minderlere yayılmış üç kişiden birisi. Birasından bir yudum aldı ve küçük bir damla, gür sakallarından aktı. “Bunun fikrini etkilemediğini söyleyebilir misin?”

“Hayatım, niye öyle diyorsun şimdi?” diye sordu, koltuğun ortasındaki uzun saçlı kadın. Bir yandan yelpazeyle yelleniyordu.

“Ya, onu bunu boşverin de,” dedi, diğer köşede keyif çatan gözlüklü. “Aklıma bu ne getirdi. Sense8’in final se–“

Bir anda salonun kapısı patlarcasına açıldı ve içeri şekilsiz bir şey fırladı. Kendisiyle beraber toz duman da getirmişti. İlk başta sadece küçük, garip bir karaltı seçebildim. Sonra takım elbisesini ve kır bıyıklarını gördüm. Kan ter içinde soluyor, odadakileri, yuvalarının içine kaçmış gözleriyle kesiyordu.

Tekrar koltuktakilere döndüm.

“Evet, ne diyordun?” diye, gözlüklüye sordum.

“Sense–“

Lafını bitiremeden bir haykırış koptu.

“HA-YIR!!”

Takım elbiselidendi. Bıyıkları, arabaların ön tarafındaki koca kafalı oyuncaklar gibi sallanmıştı.

Anlık bir sessizlik ortamı bürüdü. Sadece çitlenen çerez, abur cubur paketinin hışırtısı ve arada bir yudumlanan biranın sesi duyuluyordu.

“Hocam, çağrışım yaptı. Sex Edu–“

Gür sakallı lafını bitiremeden, takım elbiseli olduğu yerde, ayaklarını yere vura vura, dönmeye başladı.

“Hayır! Hayır! Hayır! Hayır! Hayır! Hayır! Hayır!”

Yanakları şişmiş, yüzü kıpkırmızı olmuştu. Sımsıkı kapadığı feri kaçmış gözlerini arada bir hafifçe açıyor, anlayamadığım bir şekilde bize bakışlar atıyordu. Sanki onun hakkında ne düşündüğümüzü anlamaya çalışıyordu.

Koltuktakilerden birisi, hangisi bilmiyorum, söze tekrar girecek gibi nefes aldı.

“Sex–“

Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, bir kez daha, cümle yarıda kesilmişti.

“NİYAĞZİ!!” diye höykürdü, takım elbiseli. İçeri bir hışım bir takım adamlar doluştu. “GÖTÜRÜN BUNLARI OĞLUM.”

Niyaziler emri duyar duymaz atıldılar ve koltuğa doğru düşe kalka koşturdular. Bir tanesi tökezliyor, diğeri onun üstüne çıkıyor, bir ardındaki onu dirsekleyerek yere çeliyordu. Birkaç saniye içerisine onlarca yıllık cümbüşü sıkıştırdıktan sonra, üçlü koltuğun etrafını çevirdiler.

“Ya Hak!”

Kendilerinden beklenmeyecek bir kuvvetle, yalpalayarak da olsa, koltuğu oturanlarıyla beraber kaldırdılar. Sonra birbirlerine küfrederek, çemkirerek ve “Hade!” çekerek, düzenli bir tempoyla, ayaklarını yere vura vura, salondan çıktılar.

Ben hala oturduğum yerdeydim. Takım elbiseli, salonun ortasında dikiliyor, köşedeki aynadan yansımasını kesiyordu. Kendinden oldukça memnundu. Bir gülümsemeyle yanakları pofuduk pofuduk olmuştu. Olduğu yerde kravatını düzeltti, genzini temizledi. Kır bıyığının bir ucunun iğreti bir şekilde sallandığını fark etmemişti.

Sonra, bana bir bakış bile atmadan, çıktı gitti.

İç çekerek koltuğumdan kalktım ve üst menteşesinden sökülmüş, aciz bir şekilde sallanan kapıma, toz içindeki yere saçılmış çerezlere ve devrilmiş biraya baktım.

Ben daha düşüncelerimi toparlayamadan, bıyıklının kafası eşiğin kenarından tekrar belirdi.

“Bu arada,” dedi, elime bir kağıt parçasını tutuşturarak. “Bu da bu ayki faturan.”


“Salon” ögesine 2 yanıt

  1. tora avatarı

    niyağziii

    1. Yaa… Hak!

Bir Cevap Yazın

Ötegezen sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin