Fiktopya: Bir Şinigaminin İkilemi

Kan ve ruhunu feda ederek gerçeği öğrenmek, İlk Günah’ı yüzeye çıkarmak, insanı bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor. Eğer Urahara olursanız, bir iyileşme imkanı sağlayabilirsiniz. Lakin böyle bir şey yapmak Soul Society düzenini devam ettirmek demektir. Yani bir gün birisi çıkıp “Bakın işte, Soul Society iyiye gidiyor. Demek ki dediğiniz kadar kötü değilmiş,” diyebilir. Yani nefret ettiğiniz sistemi bizzat insanların aklında meşru kılan şey olacaksınız. Öte yandan, dünyaları kendi haline bırakmak da, pek çok masumun acı çekmesi ve Hollowlar tarafından yok edilmesi anlamına gelecek. Bu durumda ne yapmalı? Soul Society’yi yok edip yerine Yhwach gibi bir yeni düzen getirme umudu yok. Böyle bir kuvvet olsa bile, böyle bir düzen var mı, bunu bile bilmiyorum.

Üç Dünya’ya yaşamak için değil, kendimizi aşmamız için geldiğimizi söyleyenler var. Eğer öyleyse, ben hayatın en temel işlevinde başarısız mı oluyorum? Bugüne kadar bu savaştan kaçmadım, peki o zaman neden şimdi kılıcım titriyor? Çaresiz olduğunu düşündüğüm için mi, yoksa benim için fazla büyük olduğunu düşündüğümden mi? Onlar mı çok güçlü, yoksa ben sandığım kadar özel değil miyim? Ne de olsa, bugüne kadar Soul Society’yi değiştirebileceğimi, kalıcı olarak bir şeyleri yerinden oynatabileceğimi düşünerek geldim. Her geçen gün bu gittikçe daha zor görünüyor. Kendi sınırlarımın farkına varıyorum, soylu ailelerin gücü ve fikirleriyle her yerde karşılaşıyorum. Kurotsuchi’nin kılıcının zehri gibi her yere sızmış.

Acaba yanması ve reişilerden yeni bir şey doğması için her şeyi terk mi etmeli? Bırak eskiden geleni ve kurulu olanı Cehennem alsın?!


“Fiktopya: Bir Şinigaminin İkilemi” ögesine 3 yanıt

  1. Voltaire Candide adlı eserinde şöyle bahsetmektedir.

    Yakınlarda, Türkiye’nin en iyi filozofu olarak tanınan derviş vardı, ona akıl danışmaya gittiler. Adamlardan biri dervişe “üstat insan denilen bu acayip hayvanın neden yaratıldığını söylemeniz umuduyla geldik” Derviş “Sen buna niye karışıyorsun? Bu senin işin mi?” diye cevap verirken, ana karakter dervişe “Fakat efendim dünyada korkunç kötüler var” derken derviş “kötülük veyahut iyilik olmuş bundan ne çıkar. Sultan Mısır’a gemi yolladığında içindeki farelerin rahatını düşünüyor mu?” Adamlardan biri dervişe sormuş “peki be yapmalı” derviş “çeneni kapamalı” diye yanıt vermiş.

    Yazını bir sistem eleştirisi olarak anladım. Güzel bir yazı ve içinde bulunduğumuz sistemi bleach üzerinden okuması gibi. Sistemi değiştirecek gücümüz var mı? Tek başımıza hayır. Diyelim ki böyle bir gücümüz var yeni kurulacak sistem daha iyi olacağı ne kadar doğru? Meçhul. Diyelim ki iyi bir sistem inşa ettik. Zaman içinde yozlaşmayacağının bir garantisi var mı? Yok. Çünkü her sistem zaman içinde çürür. Bu çürüme hastalık vaziyetini alır. Sistem kendini yok eder. Eski sistem kendisini yenisine terk eder. Aynı süreç yeni sistem içinde geçerli.

    Düşünsel yazı olarak güzel önermelere sahipsin. Ama Voltaire gibi ulaşamayacağımız hususlarda bazen çenemizi kapalı tutmalıyız. Bu ne kadar doğru bilmiyorum. Çünkü batı çenesini açtığı vakit aydınlanma yaşadı.

    Ancak son cümlen tam bir kaos çağrısı. “ Bırak eskiden geleni ve kurulu olanı Cehennem alsın?!” yazıda en sevdiğim kısım bu oldu.

    1. Her “hastalığın” sistemi yok edeceğini düşünmüyorum. İlk Günah’ın sürmesinin ve soyluların şinigamileri ve rukongai halkını bastırması birer “hastalık” olsa bile, sistemin sürmesi gibi.

      Farklı gelecekler düşünmeyi olumlu bir şey olarak görüyorum. Sonuca atlamak mantıklı mı? Hayır. Gelecek pek bilinebilir bir şey mi? Hayır. Alternatifler düşünmeyi bırakmak iyi mi? Büyük ihtimalle hayır. Elbette, bu alternatiflerin ne olduğu ve hangi seviyede olduğu değişir. Örneğin, Ruh Hükümdarı’ndan tamamen kurtulmak da bir alternatif, soylu ailelerden kurtulmak da bir alternatif, soylu aileleri kısıtlamak da bir alternatif. Hangi düzeyden baktığımıza bağlı olarak, hangi sistemi ve ne kadar değiştirmek istediğimiz (veya ulaşılabilir gördüğümüz) değişiyor. Bu gerçekleri kan ve ruh feda ederek öğrenen çoğu kişi Ruh Hükümdarı’nı yerinden etmek istiyor ama bu ulaşılabilir mi? Öte yandan, istenç imkan da yaratabilen bir şey. Yeterince istenç olursa, şu an olmasa bile, bir gün bir çözüm üretilebilir. Şu an istencimizi gerçekleştirecek bir hogyoku’muz olmasa bile, bir gün bunu elde edebiliriz. Hatta bu istencin sürmesi, bu hogyoku’nun üretimine katkı yapabilir. Yani belki idealizm ve pragmatizmin bir birlikteliği gerekiyor. Öte yandan, gelecek çamurlu bir nehir ve bir şeyleri tahmin etmesi çok zor. Bu yüzden, bir noktada belirsizliği benimsemek gerekiyor.

  2. Hogyoku’ya aşırı ihtiyacımız olduğu bir süreçteyiz. Tamamlanması için ne kadar sürer, kaç asır geçer bilmem ama dediğin gibi istenç bu süreci kısaltabilir.

Bir Cevap Yazın

Ötegezen sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin