Ateşin Çocuğu

Her şey sıradan ama sıradan olmayan bir yaz gecesi başladı. Yıllardır güneşin kavurduğu topraklar artık çatlamış ve ekin veremez olmuştu. Bunun üstüne seller gelmiş ve diyarları daha da talan etmişti. Yağmurun kuraklığı gidereceğini düşünürsünüz, değil mi? Öyle olmadı. Sanki sadece iki uç vardı. Ya sel oluyordu ya da susuzluktan ve sıcaktan etimiz kuruyordu. Pastırma sıcakları derler ya, biz de kendimize pastırma insanları demeye başlamıştık. Ayaklı kurutulmuş etler. Sonuçta her şeyin içerisinde bir komedi bulmak zorundasın, yoksa kafayı yersin.

O gece sıradanlıkla gerilmiş gökyüzü yarıldı ve parçalanmış diyara ateşler yağmaya başladı. Kimdi bunu yapan veya neydi? Hiçbir fikrim yok. Önemi var mı? Şu veya bu sebepten birisi artık bunu sonlandırmaya karar vermişti. Tek bildiğim yokluğun içersinde alevlerin yükseldiği ve bütün kentleri yok ettiği. En çok sıcağı, hatta belki de sadece sıcağı hatırlıyorum. Ateşlenmiş ve son anlarını yaşayan bir yaşlının sayıklaması ve görmeyen gözlerini size dikmesi gibiydi; beklenmedik değil ama akıldan silinemez. Belki de, bu kadar kolay kabullenmemin sebebi, bunu yıllardır beklememdi. Sonuçta, içinde yaşadığım vücudun hikayesinin böyle sonlanması oldukça normal geliyordu.

Her zamanki gibi, önce fakirler öldü. Kaçabilecek yerleri yoktu. Alevler daha da yaklaşırken kapılar kapandı ve geçmişteki büyük memurların demeyi çok sevdiği gibi, fedakarlık yapmak zorunda kaldılar. Toplumun iyiliği içindi bu sonuçta. Eğer kaçsalardı, eğer zengin mahallelere akın etselerdi, oraları istila etselerdi, bu mahallelerin kurtulma imkanı yoktu. Böylelikle, insaniyetin inayetiyle kutsandılar. Elbette, eğer yaşasalardı, kimileri buna karşı çıkardı. Zengin mahallelerin bol bol kaynakları olduğunu ve paylaşmayı reddettiklerini söylerlerdi. Asıl sorunun fakirler değil, ejderlik yapan zenginler olduğundan dem vururlardı. Eminim başkaları da onlara kaynak yönetiminden anlamadıklarını söyleyecekti. Neyse ki artık böyle sorunlarımız yok.

Neden yok? Herkes öldü mü? Hayır, beni güldürme. Bizi yok edebilecek bir güç yok bu dünyada. Sonsuza kadar buradayız, bebeğim! Önümüze çıkan her şeye dişlerimizi geçirecek ve hak ettiğimizi -her şeyi- koparıp alacağız! Varolan önümüzde titresin! Bizim fevkalade yürüyüşümüzü durdurabilecek tek bir orospu çocuğu bile yok. Sıkıyorsa denesinler! Onların o zayıf boyunlarını kendi ellerimle kalaylarım.

Daha doğrusu boğardım. Hayır, olan şey bu değildi. Nasıl derler, artık daha bütünüz. Bir ve beraberiz. Gerçek bir üstün varlık gibi, kendimizi bütün safsızlıklardan, bütün çatallanmış seslerden, bütün eğriliklerden arındırdık. Zayıflardan ve çürümüşlerden kurtulduk.

Uruç ateşi bizi kutsadı. Pastırma dünyaya hoşgeldin!

– Şevkli bir Ateşin Çocuğu’nun notları


Bir Cevap Yazın

Ötegezen sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin