Aesop Rock – None Shall Pass: Sistem Karşıtlığı ve Sanat

Aesop Rock, yani kelime dağarcığı en geniş olan repçi, şarkı sözleri oldukça ilgi çekici olan bir müzisyendir. Bugünkü yazıda, en popüler şarkısı olan None Shall Pass’i sözleri açısından analiz edeceğim.

Sözlerin hem İngilizcesini hem de kendi çevirimle Türkçesini paylaşacağım fakat çeviri, sözlerin edebi değerini tam karşılamıyor. Aesop Rock, İngilizceyi oldukça etkili kullanan, kelime oyunları yapan, grameri farklı bir şekilde kullanan bir şarkıcıdır. Bu yüzden, çevirmesi zor bir edebi eser ortaya çıkarmış. Analize geçmeden önce, şarkının sözlerini anlamak için, pek çok noktada Genius sitesindeki şarkı sayfasına başvurduğumu belirteyim. Bu sitede pek çok farklı üye bir araya gelerek şarkı sözleri üstüne yorum yapıyor. İlginizi çeken veya anlamakta zorlandığınız İngilizce şarkılar için bakabilirsiniz.

None Shall Pass – Kimse Geçmeyecek

[Giriş]
I’m— trust me, I’m— trust me, I’m trying to help
I’m— trust me, I’m— trust me, I’m trying to help

Ben — bana güven, ben — bana güven, yardım etmeye çalışıyorum
Ben — bana güven, ben — bana güven, yardım etmeye çalışıyorum

Bu kısımdaki sözlerin anlamı daha sonra ortaya çıkacak.

Flash that buttery gold
Jittery zeitgeist, wither by the watering hole, what a patrol

Tereyağımsı altınla göz kamaştır
Gergin zeitgeist, yalakta kuruma, ne devriye öyle

Burada altın, yani servet, terayağına benzetilerek, ne kadar geçici ve manevi olarak önemsiz olduğu yorumu yapılıyor. Zeitgeist kelimesi “çağın ruhu” gibi bir anlama gelmektedir. Çağın ruhunun gergin olduğu söylenerek, bütün bu gösterişe ve şatafata rağmen gerici ve bunaltıcı zamanlarda yaşadığımız anlatıyor. Yalak olarak bahsedilen şey, ABD’dir. Bu noktada, su, bolluğu temsil ediyor. Lakin bu bolluğa rağmen ABD içinde bir kuruma, yani bir kıtlık olduğu anlatılıyor. Öte yandan, ABD’nin sınırında gezen devriyelerin, yabancıların bu yalağa girmesini önlediği gösteriliyor. Yani, ülkenin servetini kıskanç bir şekilde başkalarından sakındığı ama bir yandan ülke içindeki eşitsizlik sebebiyle, bu servetin sadece bir kesimin işine yaradığı, halkın büyük bir kısmının bu servetten bir şey alamadığı ima ediliyor.

What are we to Heart Huckabee, art fuckery suddenly
Not enough young in his lung for the water wings

Biz Heart Huckabee’ye kimiz ki, bir anda sanat sikkoluğu
Şişme kolluk için ciğerlerinde yeterince genç yok

Heart Huckabee ile hem “I Heart Huckabees” filmindeki sanat karşıtı Huckabees şirketine hem de ABD’deki cumhuriyetçi Mike Huckabee’ye gönderme yapılıyor. Cumhuriyetçiler muhafazakar ve aşırı kapitalist, eşitsizlikçi görüşleriyle bilinir. Bu göndermelerle, kurulu düzeni yöneten güçlü ve zengin kişilere sanatçıların pek bir şey ifade etmediği anlatılıyor.

İkinci kısımdaysa, güçlü ve özellikle yaşlı ve güçlü kişilerin ekonomik vb. sıkıntılar çeken kesimleri, özellikle gençleri anlayamayacağı ifade ediliyor. Yani düzeni yöneten kişiler, insanların çektiği sıkıntıları anlayamayacak kadar insanlardan uzaklaşmışlar.

Colorfully vulgar poacher, out of mulch
Like, “I’ma pull the pulse out a soldier and bolt”

Rengarenk bir şekilde kaba kaçak avcı, malçı bitmiş
“Bir askerin nabzını çıkarıp kaçacağım” gibi

Burada siyasetçileri ve kapitalist sınıfı bir kaçak avcıya benzeterek, onların insanlar üstünden kazanç elde ettiği ima ediliyor. İkinci kısımda, askerin nabzını çıkarmak, onun ölümüne yol açmak oluyor. Başka bir deyişle, siyasetçilerin ve kapitalistlerin savaş çıkararak askerlerin ölümü üzerinden kazanç elde etmesi ve bunun yanlarına kâr kalması (“kaçacağım”) anlatılıyor.

Fine, sign of the time we elapse
When a primate climb up a spine and attach

Pekala, geçeceğimiz zamanın işareti
Bir primat bir omurgaya tırmanıp iliştiği zaman

Bahsedilen kesimlerin insanlara bir parazit gibi yapışarak onları sömürmesi anlatılıyor.

Eye for an eye, by the bog life swamps and vines
They get a rise out of frogs and flies

Göze göz, batak hayatının orada bataklıklar ve asmalar
Onlar kurbağalar ve sinekleri kızdırıyorlar

“Göze göz” kısmıyla, insanların kısasa kısas şeklinde, intikamcı bir şekilde hareket etmesi kastediliyor. Batak ve bataklık kısımlarında, insanların yaşadığı toplum ve sistem bir bataklığa benzetiliyor. Kurbağalar ve sinekleri kızdırmaksa, halkı galeyana getirerek birbirine düşürmek oluyor. Bunların hepsi birleştirildiğinde, kötü koşullara sahip bir düzende, yönetici kesimlerin kendi amaçları için insanları birbirine düşürdüğü ve aralarındaki husumetleri körüklediği anlatılıyor.

So when a dogfight’s hog-tied prize sort of costs a life
The mouths water on a fork and knife

Böylece bir it dalaşının eli kolu bağlı ödülü bir hayata malolduğunda
Bir çatal ve bıçakta ağızlar sulanır

Yukarıda bahsedilen kısmın ve önceki kısımların devamı. Düzenin yöneticileri insanlari birbirine düşürüyor, çatışma ve savaşlar çıkarıyor. Bu şiddetteki ölümlerden kâr elde ediliyor ve siyasetçiler ve kapitalistler, bu savaşları ağızları sulanarak izliyor çünkü bundan öyle veya böyle kâr ediyorlar.

And the allure isn’t right
No score on a war-torn beach
Where the cash cow’s actually beef

Ve cazibe doğru değil
Savaşla yok olmuş bir sahilde gol yok
Nakit ineği aslında biftek olduğunda

Bu savaş durumunun yanlışlığından bahsediliyor. Savaşın yok ediciliğine kıyasla, elde edilen kârın bir anlamının olmadığı anlatılıyor. “Gol yok” denilirken, savaşın kimse için iyi olmadığı ima ediliyor.

Blood turns wine when it leak for police
Like, “That’s not a riot; it’s a feast, let’s eat!”

Polis için aktığında kan şaraba dönüşür
“Bu bir isyan değil; bir ziyafet, hadi yiyelim!” gibi

Burada kanın şaraba dönüşmesiyle, Hristiyan inancındaki şarabın İsa’nın kanını temsil etmesi tersine çevriliyor. Hem kuvvetli bir edebi oyun yapılmış oluyor hem de kutsal bir öğe tersine çevrilerek, bu olayın -polis şiddetinin- ne kadar yanlış olduğu anlatılıyor. İkinci kısımla birleştiğinde, polis şiddeti karşıtlığı iyice kuvvetleniyor. İnsanların yönetime karşı isyan etmesi polis şiddetiyle bastırılıyor, lakin polis ve yönetici sınıf sadece bunu bastırmakla kalmıyor, bundan çarpık bir zevk de alıyor, deniliyor. İnsanları bastırmayı, onlara şiddet uygulamayı bir ziyafet gibi görüyor ve bu insanları yiyorlar. Şarkının daha önceki kısımlarında şiddetin ödülünden biftek diye bahsedilmesi veya yönetici sınıfın ağzının sulanması gibi öğeler de, bu temayı destekliyor. Yönetici sınıf (siyasetçiler, kapitalistler) ve onların şiddetinin aracı olanlar, insanları büyük bir iştahla “yiyor” ve bundan çarpık, kutsallık karşıtı bir haz alıyor.

[Nakarat]
And I will remember your name and face
On the day you are judged by The Funhouse cast
And I will rejoice in your fall from grace
With a cane to the sky, like, “None shall pass”
None shall pass, none shall pass

Ve adını ve yüzünü hatırlayacağım
The Funhouse kadrosu tarafından yargılandığın günde
Ve itibarını yitirişini kutlayacağım [alternatifler: Ve güçten düşüşünü kutlayacağım / Ve kutsallıktan düşüşünü kutlayacağım]
Bir bastonla gökyüzüne, sanki, “Kimse geçmeyecek”
Kimse geçmeyecek, kimse geçmeyecek

Nakaratın birkaç katmanı var. The Funhouse iki anlama geliyor. Bir anlamda, funhouse kelimesi “eğlence evi” demektir ve sirk, karnaval gibi yapıları kastetmek için kullanılır. Ancak “The Funhouse” denilmesi, bu isimdeki 1981 yapımı filme de gönderme yapıyor olabilir. Üçüncü mısrayla birleştirildiğinde, güç sahibi kişilerin güçlerini kaybedeceği ve insanlar tarafından intikam alınacağı gün hissedilecek zevkten bahsedildiği anlaşılıyor. Burada “The Funhouse kadrosu” hem halkı hem de sanatçı kesimi kastediyor olabilir. Bunun sebebi, şarkının hem halk yanlısı olması hem de sanatçı tarafının yönetici kesimle olan ilişkisinin anlatılmasıdır. Şarkının önceki kısmındaki Huckabee kısmı ve şarkının daha sonraki kısımlarında görülecek olan sanatçılıkla ilgili sözler bunu gösteriyor.

Dördüncü ve beşinci mısralar, bu sömürücü ve parazit kesimin asla cennete giremeyeceği manasına geliyor. Gökyüzü cenneti simgeliyor ve “Kimse geçmeyecek,” denilerek, hiçbir sömürücünün cennete giremeyeceği anlatılıyor. Bu durum, şarkıdaki Hristiyan öğelerin bir parçası oluyor. İncil’de Matthew 19:24’te “Tekrar size söylüyorum, bir devenin iğne deliğinden geçmesi zengin birisinin Tanrı’nın krallığına girmesinden daha kolaydır,” denilmektedir. Bununla uygun şekilde, zengin kesime nefretin yoğun olduğu bu şarkıda, kutsallıkla alakalı bir göndermenin de bulunduğu nakarat, zengin kişilerin ne kadar şer olduğunu anlatıyor.

Now, if you never had a day a snow cone couldn’t fix
You wouldn’t relate to the rogue vocoder blitz

How he spoke through a NoDoz motor on the fritz
‘Cause he wouldn’t play rollover fetch like a bitch

Şimdi, bir kar külahının düzeltemeyeceği bir gün geçirmediysen
Kaçak vocoder taarruzuyla bağ kuramazsın
Bozuk bir NoDoz motorundan konuştuğunu
Çünkü bir kancık gibi yuvarlanma ve getirme oynamayacağını

Vocoder bir tür sentetik müzik cihazıdır. Yani ilk iki mısrada, zengin kesimin (bir dondurmanın, yani basit bir zevkin, her devasını geçirdiği kesimin) yoksul bir müzisyenin (çünkü vocoder’ı bile kaçak almış) çektiklerini anlayamayacağı anlatılıyor.

Üçüncü ve dördüncü mısra, öncekilerin devamı oluyor. NoDoz kafein desteğidir. “Bozuk bir NoDoz motoru”, kafein hapı alarak kendisini uyanık tutan ve dikkatini arttıran müzisyenin, sefalet içindeki sanatsal üretkenliğini anlatıyor. Yani Aesop Rock kendisinden bahsederek, ne kadar zor koşullarda sanatını ürettiğini ve zenginlerin bunu anlayamayacağını anlatıyor. Dördüncü mısradaki “kancık gibi yuvarlanma ve getirme oynama”, müzik endüstrisinin insanı bir kuklaya dönüştürdüğünü ve bunun ne kadar alçaltıcı bir şey olduğunu anlatıyor. Aesop Rock, böyle yozlaşmış bir endüstride, boyun eğmediği için zorluklar çektiğinden bahsediyor. Şarkının ilk kısmındaki “terayağımsı altın” kısmıyla birlikte ele alınırsa, birçok müzisyenin, servetin göz kamaştırıcılığı sebebiyle kendisini satmış olduğu anlatılıyor. Yani hem endüstrinin insanları zorlaması hem de buna boyun eğen insanlar aşağılanıyor.

And express no regrets, though he isn’t worth a homeowner’s piss
To the jokers who pose by the glitz

Ve hiçbir pişmanlık ifade etmez, bir ev sahibinin sidiği kadar değeri olmasa da
Şatafatın orada poz kesen şaklabanlara

Tekrar, bu endüstriye boyun eğmiş ve göz kamaştırıcılığa kapılmış müzisyenlerin ne kadar değersiz olduğu anlatılıyor. Aynı zamanda Aesop Rock gibi boyun eğmeyen kişilerin bu şaklabanlara ne kadar değersiz geldiği söyleniyor. “Ev sahibinin” sidiğinin bile bu kişiler için bir değer ifade etmesiyse, müzik endüstrisinin sahibi kapitalist sınıfın bir atığının bile, bu gözü kamaşmış şaklabanlar için ne kadar değerli olduğunu anlatıyor. Kapitalizmin bu şatafatlı oyununda kendilerini tamamen kaybetmişler.

Fine, sign of the swine in the swarm
When a king is a whore who comply and conform

Pekala, sürüdeki domuzun işareti
Bir kral boyun eğen ve uyan bir orospu olduğunda

Müzik endüstrisindeki “kralların”, yani popüler kişilerin, sistemi sorgulamayan, kendilerini satmış, sadece akıntıyla beraber giden ve boyun eğen kişiler olduğu kastediliyor.

Miles outside of the eye of the storm
With a siphon to lure out a prize and award
While avoiding the vile and bizarre that is violence and war

Fırtınanın gözünden millerce uzakta
Bir ödül ve mükafatı çıkarıp çekmek için bir boruyla
Bir yandan adi ve garip olan şiddet ve savaştan kaçınırken

Bir önceki “krallar” kısmının devamı. Fırtınanın gözünden uzakta olmakla, “kralların” gerçek sorunlardan kaçtığı anlatılıyor (burada Aesop’un tarafında bir yanlış anlama var çünkü fırtınanın gözü sakindir). Bu krallar, gerçek sorunlardan, yani dünyanın şiddeti ve adaletsizliklerinden kaçarken, bu sistemin ürettiği şatafatlı ödülleri hasat ediyor.

True blue triumph is more
Like, “Wait, let it snake up out of the centerfold
Let it break the walls of Jericho, ready go

Gerçek mavi zafer daha fazla
“Bekle, orta sayfadan bir yılan gibi uzaklaşsın
Eriha’nın surlarını yıksın, hadi”

Yine Hristiyan mitolojisine gönderme var. Eriha (Jericho) şehri, tanrı karşıtı bir halkın barındığı bir şehirdi. İsrail halkı şehrin surlarının etrafında dolanıp borularını üfleyerek bu surları yıkmıştı. Bu noktada “True blue” aynı zamanda “True blew” (Gerçek üflemiş) gibi okunduğu için, bir kelime oyunu yapılıyor. Bir önceki kısımlarla birleştirildiğinde, şan, şöhret, servet gibi şeylere kıyasla, gerçeği ve doğruyu izleyen bir sanatçı olmanın daha tercih edilir olduğu söyleniyor. Aynı zamanda, “gerçek zafer”, yani sistemi sorgulayan sanat, Eriha’nın surlarını yıkacak, yani adaletsiz düzeni yok edecek bir kuvvete sahiptir, deniliyor. Bunun için, popüler dergiler gibi şeylerin orta sayfalarından, yani şan şöhretten uzakta kalmak bir sorun değil.

Sat where the old, cardboard city folk
Swap tales with heads, like every other penny throw

Eski, karton şehrin halkının orada oturdu
Kafalarla hikaye değişti, her diğer yazı tura atışında

“Karton şehir halkı” evsizleri temsil ediyor. Aynı zamanda, Aesop Rock’ın katılmış olduğu rep kolektifi “Carboard City/Karton Şehir”i temsil ediyor olabilir. Kafalarla hikaye değişmek çifte manaya sahip. Burada kafa hem bir insanı temsil ediyor hem de yazı turadaki yazıyı temsil ediyor (İngilizce buna head denir). Yani bir yandan kelime oyunu yapılıyor, bir yandan da halkla fikir alışverişi yapmak anlatılıyor.

[Nakarat]
And I will remember your name and face
On the day you are judged by The Funhouse cast
And I will rejoice in your fall from grace
With a cane to the sky, like, “None shall pass”
None shall pass, none shall pass

Ve adını ve yüzünü hatırlayacağım
The Funhouse kadrosu tarafından yargılandığın günde
Ve itibarını yitirişini kutlayacağım [alternatifler: Ve güçten düşüşünü kutlayacağım / Ve kutsallıktan düşüşünü kutlayacağım]
Bir bastonla gökyüzüne, sanki, “Kimse geçmeyecek”
Kimse geçmeyecek, kimse geçmeyecek

Nakarat yine aynı anlama geliyor.

[Ara Kısım]
You tried, you tried, you tried to trick me
You’ve got a, you’ve, you’ve got a, a lot of nerve
I’m, I’m not, I’m not, trying to trick you
I’m try, I’m try, I’m trying to help

Sen denedin, sen denedin, sen beni kandırmayı denedin
Sen, sen, sen, haddini bilmiyorsun
Ben, ben çalışmıyorum, ben seni kandırmaya çalışmıyorum
Ben çalış, ben çalış, ben sana yardım etmeye çalışıyorum

Bu kısım, Aesop Rock’ın Katolik yetiştirilmesini anlatıyor. Kendisini yetiştiren Katolikler kendilerince ona yardım etmeye çalışsa da, Aesop Rock bunu bir kandırma denemesi olarak görüyor.

Okay, woke to a grocery list, goes like this:
Duty and Death
Anyone object, come stand in the way
You could be my little Snake River Canyon today
And I ran with a chain of commands
And a jetpack strapped where the backstab lands if it can

Tamam, bir alışveriş listesine uyandım, şöyle:
Görev ve Ölüm
Kim çıkıyorsa, gelsin karşımda dursun
Bugün benim küçük Yılan Nehri Kanyonu’m olabilirsiniz
Ve bir emir zinciriyle yola çıktım
Ve yapabiliyorsa bir arkadan bıçaklamanın denk geleceği bir jetpack var üstümde

“Bir alışveriş listesi” ile onun için önemli olan ahlaki prensipler kastediliyor. Aynı zamanda bunları gündelik, sıradan bir şey haline getirmiş oluyor. Yani onun için artık sıradan bir şey haline gelmiş. “Görev ve Ölüm” bu ahlaki prensipleri kastediyor. Ahlaki görevini oldukça ciddiye aldığını ve bu uğurda hiçbir şeyden korkmadığını ifade ediyor. Eğer onun prensiplerine karşı çıkan varsa, kendisiyle yüzleşebileceğini, onları mücadele edilecek birer engel olarak gördüğünü ifade ediyor. Lakin bu engeli temsil eden Yılan Nehri Kamyonu, ABD halkı için ünlü bir figür olan Evel Knievel’a da gönderme yapıyor. Bir daredevil olan, yani tehlikeli gösteriler yapan Knievel, bu kanyonu bir roketle geçmeye çalışmış ama başarısız olmuştu. Başka bir deyişle, Aesop Rock, başarısız olabileceğini biliyor. Ancak başarısızlıktan korkmuyor. Kendisine bir bedeli olacak olsa bile, sahip olduğu prensiplere inanıyor. Üstüne giydiği jetpack’in simgelediği cesaretiyse, arkadan bıçaklanmaya karşı onu koruyor. Yani prensipleri uğrunda ihanete uğrasa bile, cesareti bunu önemsememesini sağlayacak.

Fine, sign of the vibe in the crowd
When I cut a belly open to find what climb out

Pekala, kalabalıktaki havanın bir işareti
Neyin çıkacağını görmek için bir karnı yarıp açtığımda

Bu mısralarda, insanların içindeki şeyin ne olduğunu görmek için onları test ettiğini anlatıyor. Bu kısımda özellikle karnı seçmesi bir metafor olabilir çünkü karın İngilizcede aynı zamanda cesareti temsil etmek için de kullanılır. Yani insanların yeterince cesur olup olmadığını sınıyor olabilir.

That’s quite a bit of gusto he muster up
To make a dark horse rush, like, “Enough’s enough!”
It must’ve struck a nerve so they huff and puff
‘Til all the king’s men fluster and clusterfuck

Topladığı bayağı bir coşku
Bir kara atı hücum ettirmek için, “Yeter ama yeter!” gibi
Batmış olmalı ki öfleyip pöflüyorlar
Kralın bütün adamları bocalayana ve enkaz yaratana kadar

Burada “coşku” diye çevirdiğim “gusto”, aynı zamanda “sanat stili” anlamına da gelmektedir. Yani, Aesop Rock, bir kelime oyunu yaparak, sanatı yoluyla cesaret topladığını ve düzene karşı gelebilecek hevesi yarattığını anlatıyor. “Yeter ama yeter!” diyerek, bir “kara at” gibi atılıyor. İngilizcede, kara at, adı sanı bilinmeyen ama sürpriz bir şekilde kazanan bir oyuncuyu ifade eder. Son iki mısra, başarısının, onun gibi konformist olmayan insanları sevmeyen kişileri ne kadar rahatsız ettiğini anlatıyor.

And it’s a beautiful thing
To my people who keep an impressive wingspan
Even when the cubicle shrink

Ve güzel bir şey
Etkileyici bir kanat açıklığı tutan halkıma
Kabin küçüldüğünde bile

Bundan önceki kısımda bahsettiği olayların, yanı konformizmi reddetmenin, düzeni kabul etmemenin ve karşı çıkacak cesareti bulmanın, kendisi gibi insanlar için ne kadar güzel bir şey olduğundan bahsediyor. Bu kişilerden kendi halkı diye bahsediyor, yani bunu yapan herkese karşı bir bağ ve aidiyet hissettiğini belirtiyor. Bu özellikle, “kabinin küçülmesine” rağmen kendini kaybetmemiş kişiler için geçerli. Burada, kabinin küçülmesi, klasik 8-5 ofis işini kastetmektedir. İngilizcede bu iş tipi, insanın ruhunu öldüren, monoton, anlamsız, sömürücü vs. işleri (yani hemen her işi) kastetmek için kullanılmaktadır.

You got to pull up the intruder by the root of the weed
N.Y. Chew through the machine

İşgalciyi otun kökünden tutup çekmelisin
N.Y. Makineyi çiğneyip geçti

İlk mısrada, yine önceki kısımların devamı olarak, sorunun kökenine odaklanmak ve onunla savaşmak gerektiği anlatılıyor. İkinci mısrada, N.Y., yani New York, makineyi (sistemi, düzeni) bir nevi “yok ediyor”. New York, bu şarkı çıktığında Aesop Rock’ın yaşadığı yerdi. Yani New York ile kendi müziğini kastederek, sanatının düzen karşısındaki zaferini ilan ediyor.

[Nakarat]
And I will remember your name and face
On the day you are judged by The Funhouse cast
And I will rejoice in your fall from grace
With a cane to the sky, like, “None shall pass”
None shall pass, none shall pass

Ve adını ve yüzünü hatırlayacağım
The Funhouse kadrosu tarafından yargılandığın günde
Ve itibarını yitirişini kutlayacağım [alternatifler: Ve güçten düşüşünü kutlayacağım / Ve kutsallıktan düşüşünü kutlayacağım]
Bir bastonla gökyüzüne, sanki, “Kimse geçmeyecek”
Kimse geçmeyecek, kimse geçmeyecek

Nakarat yine aynı anlama geliyor fakat şu ana kadar verilen bilgiler ışığında bir şey daha fark edilir hale geliyor. Hristiyan inanışında, kıyamet gününde ve sonrasında, ezilenlerin ezenler ile hesaplaşması oldukça temel bir yere sahiptir. Şarkının sahip olduğu temalar düşünürse, Aesop Rock’ın bu “ezilenin kini/hıncı” temasını şarkıya yansıttığını ve bunun Hristiyanlıkla uyumlu olduğunu söylemek yerinde olacaktır.

Son

Görüldüğü gibi, Aesop Rock, oldukça yetenekli ve kaliteli bir söz yazarıdır. Hher bir mısra üstüne düşünmeyi hak ediyor. Aynı zamanda, sistem karşıtlığıyla, kendisini pek çok sanatçıdan ve repçiden ayırıyor. Eğer izlemek isterseniz, aşağıda None Shall Pass şarkısının klibi bulunuyor. Bunu yazının başına koymadım çünkü bir-iki yerde de olsa sansür var fakat ilginç bir animasyon stiline sahip olduğu için bakılmayı hak ediyor.

Bir Cevap Yazın

Ötegezen sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin