Serinin cilt finaliyle eklenen sayfalar çoğu şeyi değiştirdi. Peki bunları nasıl anlamlandırabiliriz? Yazarın ölümü kavramı nasıl işe yarıyor? Isayama’nın röportajları bir şey söylüyor mu?
Shingeki no Kyojin’in oldukça zengin bir seri olduğundan daha önce bahsetmiştim. İyisiyle kötüsüyle, pek çok farklı temaya değindi ve felsefeye yer verdi. Bu yüzden, serinin sonunda yapılacak küçük değişiklikler, serinin anlattığı pek çok şeyi değiştirebiliyor. Cilt finaliyle beraber eklenen sayfalar pek çok kişinin kafasını karıştırdı ve yazarın yazım yeteneğini sorgulamalarına yol açtı. Bitmiş olması gereken bir serinin sonradan böyle değiştirilmesi ne kadar etiktir tartışılır. Aynı zamanda, yazarın ne anlatmak istediği büyük bir sorun olarak varlığını korumaya devam ediyor. Ancak cilt finaliyle beraber eklenen sayfaları ve onların seriye etkilerini, işin içine yazarın niyetini karıştırmadan yorumlamanın bir yolu var. Bu noktada, Hikaye Yorumlamanın Zorluğu ve “Yazarın Ölümü” yazısında daha detaylı olarak bahsettiğim iki şeye değinmek istiyorum.
Öncelikle, bir hikayeyi yorumlamak için zorunlu olarak yazarı anlamaya gerek yoktur. “Yazarın ölümü” denile bu görüşe göre, hikayeler bir kere yayımlandılar mı, yaratıcısından bağımsız hale gelirler. Sonuçta, bir metin kendi başına da ele alınabilir. Bu yazıdaki ilk yaklaşımım bu görüşü takip ediyor fakat kesinlikle tek yaklaşım değil. Var olan yorumlama şekillerinden birisidir. Bu da, beni ikinci konuya getiriyor. Bir seriyi yorumlamak, “analiz etmek” vs. onu anlamlandırmaktır ve anlam değişken bir şeydir. Bu yüzden, her hikaye analizi ve yorumu, bir noktada, öznel bir şeydir. Yani burada sunduğum yorumlama şekli, diğer bütün yazılarımdakiler gibi, benim yorumlama şeklimdir. Ne kadar akla yatkın olduğunun takdiri size kalmış.

Bunların ışığında, size aynı görüşü iki farklı açıdan sunacağım. Öncelikle, yazarın niyetini denklem dışında bırakarak, hikayeyi tamamen kendi başına alacağım. İkinci olarak, yazarın iki röportajından bahsedeceğim ve kimi soru işaretlerine değineceğim. Yazının amacı, net bir cevap vermek yerine, hikayeyi farklı açılardan anlamlandırmaya çalışmaktır.
[Bu yazı orijinal olarak daha farklıyken, gereklilik sebebiyle yeniden gözden geçirilmiştir.]
1. Yazarın Ölümü Açısından Değişiklikler Ne Anlama Geliyor?
Shingeki no Kyojin Ne Anlatıyor: Şiddet, İnsan Doğası ve Eren’in Kişiliği yazısında, titanların insanın insana tahakkümünü (baskı kurmasını, zorbalık yapmasını) temsil ettiğini söylemiştim. Bu yüzden, Eren’in cesedinden çıkan ağacın tekrar keşfedilmesi ve dolayısıyla titan döngüsünün tekrar başlayacak olması, anlatısal olarak özel bir öneme sahip oluyor. İnsanın insana şiddetinin ve tahakkümünün asla bitmeyeceğini, durdurulamaz olduğunu anlatıyor. Serinin ilk sonunda Armin aracılığıyla verilen umudun boş olduğunu ve insanların, olan biten her şeye rağmen, diyalog yolundan değil, şiddet yolundan gittiğini görüyoruz.
Savaş döngüsünün tekrarlamasıyla belki de anlatılmak istenen, savaş ve barışın bir döngü olduğu ve iyi ile kötünün bir arada alınması gerektiğidir, denilebilir. Ancak savaşın Armin ve barış elçisi olan diğerlerinin ölümünden sonra başlaması, yaşadıkları barışın geçici bir şey olduğuna işaret ediyor. Bundan önce dünya zaten sürekli bir savaş halindeydi. Yani savaş hep sabit bir şey. İkinci olarak, bu yeni savaşın uzunca bir süre devam ettiğini aşağıdaki sayfadan anlayabiliyoruz.

Görüldüğü üzere, doğa, Paradis’te kurulan şehri tekrar ele geçirmiş. Yani savaş çıktığından beri oldukça uzun bir süre geçmiş. Lakin gördüğümüz çocuk omzunda bir silah taşıyor. Yani 20. yüzyılda yaşanan dünya savaşları gibi birkaç yıllık olayların aksine, burada oldukça uzun süre devam eden bir savaş söz konusudur. Bu sebepten dolayı, “savaş ile barış bir arada” mesajından öte, “savaş insanın doğal halidir” mesajı verilmiş oluyor. Bunu destekleyen diğer bir durum, çocukların kelimenin tam anlamıyla ormana dönmüş olmasıdır. Daha önce, ormanın, vahşeti ve acımasız düzeni temsil ettiğini söylemiştim.

Artur: Sasha bir avcıydı. Ona küçükken nasıl yay kullanacağını öğrettim ve ormanda avlanmaya giderdik. Çünkü böyle yaşıyorduk. Ancak böyle yaşamaya devam edemeyeceğimiz günün geleceğini biliyordum. Bu yüzden, Sasha’nın ormanı terk etmesini sağladım…

Artur: Ardından… dünya büyüdü. Sasha bir asker oldu. Başka topraklara saldırmaya gitti, insanları vurdu ve kendisi vuruldu. Onu ormandan çıkarmanın bir anlam ifade edeceğini düşünüyordum… meğerse, bütün dünya, hala öl veya öldür olan devasa bir ormanmış. Sasha’nın bu ormanda çok dolandığı için öldürüldüğünü düşünüyorum. En azından, çocukları bu ormandan çıkarmalıyız. Yoksa, aynı şey tekrar ve tekrar gerçekleşecek… Geçmişin günahlarını ve nefretini yüklenmek… işte, yetişkinler olarak bizim yükümüz bu.
Burada, bu sembolizm devam ediyor ve çocukların tekrar ormana düştüğü gösteriliyor.
Seride bu şiddet düzeninin doğadan kaynaklandığı anlatılıyordu. Bu noktada, insan, doğanın içerdiği şiddetten kaçamıyor. Şiddet doğal düzendir, deniliyor. Medeniyet yoluyla bunu aşma olasılığı reddediliyor.

“Bu sahneyi daha önce görmüştüm… tekrar ve tekrar.”

“Doğru, bu dünya…”

“… acımasız.”
Bununla uyumlu bir şekilde, insanların büyük işlere bulaşması, siyasete karışması, dünyada bir şeyleri değiştirmeye çalışması reddediliyor. Eğer Eren küçük bir mutluluk peşinde koşsaydı ve arkadaşları veya Paradis’in başına gelecekleri umursamadan hayatına devam etseydi, bu şiddet düzeninin bir parçası haline gelmemiş olacaktı. Sonuçta, böyle yapması, hiçbir şeyi değiştirmedi. Bütün çabalarınız boşa çıkacaksa ve dünyanın düzeni değiştirilemezse, çabalamanın ne anlamı var? Boşverin, küçük hayatlar sürün.
Bunu destekleyen diğer bir durum, Zeke’in işin sonunda kendi yaptıklarının boşuna olduğunu anlamasıdır. Asla bu işlere bulaşmamış olması gerektiğini, zulüm altında kalsa bile, kendi küçük mutluluğuna kaçsaydı daha iyi olmuş olacağını düşünüyor.

Zeke: Hiçbir anlama gelmiyor fakat haklısın. Yakalama oynamaya devam etmiş olmayı tercih ederdim.

Zeke: Ne kadar da güzel bir gün, sadece bunu daha erken anlasaydım… şey… öldürdüğüm onca kişiden sonra, bunu istemek çok fazla…
Yine Zeke’le alakalı diğer bir kanıt, Zeke ve Armin’in konuşmasıdır. Konuşmanın sonunda, hayatı yaşamaya değer kılan şeyin küçük anlar, küçük mutluluklar olduğu sonucuna varılmıştır. Büyük davalar, idealler, prensipler, ahlak, iyilik, gerçek gibi kavramların hiçbirisinin lafı bile geçmemiştir. Bunun yerine, arkadaşlarımızla ve ailemizle kurduğumuz bağlar gibi daha küçük şeylerin öneminden bahsedilmiştir. Başka bir yazımda da dediğim gibi, bazen bir hikayenin ne gösterdiği kadar ne göstermediği de önemlidir. Bu noktada, bu diğer anlam bulma yollarından bahsedilmemesi, siyaset ve ideoloji gibi şeylerden uzak, küçük hayatların önemini öne çıkarıyor.
Kısaca özetleyecek olursak, insanlık, değişmez bir doğal şiddet düzeninin parçasıdır. Bu düzeni değiştirmeye çalışmak, sadece onun parçası haline gelmenize ve acı çekmenize yol açar. Bu yüzden, bu tarz işlerden uzak durmalı ve küçük bir hayat yaşamalısınız. Seri bunu söylüyor.
1.1. Nihilizm
Yukarıda anlatılan hikaye, nihilist bir anlatıdır. Shingeki no Kyojin, her zaman için, kimi temel özellikleri açısından nihilist bir eser olmuştu. Armin aracılığıyla, mutlak ahlakı reddeden ve ahlakın göreli olduğunu söyleyen “ahlaki nihilizm” savunulmuştu.

Annie: Gerçekten sana bu kadar iyi birisi gibi mi görünüyorum?
Armin: “İyi birisi” mi? Ben… gerçekten bu ifadeyi sevmiyorum. Yani… bu sadece sana faydalı bir şekilde davranan birisine verdiğin bir isimdir. Hiç kimsenin herkese faydalı bir şekilde davranabileceğine inanmıyorum.
Serinin sahip olduğu diğer bir nihilist yaklaşım, Kenny’nin son anda söyledikleriyle anlatılandır. İnsanların hayattaki amaçlarının, hayatta buldukları anlamların “boşuna” olduğu ve hepsinin aslında aynı şey olduğu anlatılarak, “varoluşsal nihilizm” gösterilmiştir. Varoluşsal nihilizme göre, evrendeki hiçbir şeyde içsel bir anlam yoktur. Anlam dediğimiz şey, insan yaratımı olan öznel bir şeydir.

Kenny: Gördüğüm her bir kişi aynıydı. İçki de olsa, kadınlar da olsa, tanrı bile olsa.

Kenny: Aile, kral, rüyalar, çocuklar, güç…

Kenny: Bir şeyle sarhoş olmadıkları zaman devam edemiyorlardı. Hepsi… bir şeye köleydi.
Bu nihilizm türleri, ahlaki ve varoluşsal nihilizm, yeni bir şey değil. Pek çok varoluşçu filozof ve materyalist düşünür de bunları savunmuştur. Lakin bu nihilist görüşleri savunmak, çokça zannedilenin aksine, zorunlu olarak depresif bir şey değildir. Örneğin, varoluşçuların yaptığı gibi, insanın yarattığı anlamın önemine de vurgu yapılabilir.
Shingeki no Kyojin’in burada farklı yaptığı şey, bunu bir adım daha ileri götürmek oluyor. Nihilist düşünüşü daha da ilerletiyor ve dünyanın değiştirilemez olduğunu söylüyor. Yine nihilist bir şekilde, bunun kaynağının bir insan seçimi olmadığını söylüyor. Bu şiddet düzeninin kaynağı olarak doğa gösteriliyor ve Kenny’nin konuşmasından gördüğümüz üzere, insanın özgür iradesi bile olmadığı söyleniyor. Başka bir deyişle, insanların böyle şiddetli ve tahakkümlü bir düzen kurmuş olmasının sebebi, doğadan ve nedensellikten başka bir şey değil. Aynı zamanda, önlenemez.
Bu önlenemezlik ve çaresizlik, seçimlerin boşluğu, her şeyin anlamsızlığı, Eren’in son anlarında da belli oluyor. Hayatını özgürlük üstüne kurmuş olan Eren, hayatının son anlarında özgür olmadığını fark ediyor.

Grisha: Eren. Bu senin ismin.
Eren: Neden bilmiyorum fakat… yapmak istedim… zorundaydım…
Grisha: Eren, sen özgürsün…
Shingeki no Kyojin’in Finali Ne Anlatıyor: Şiddet, Militarizm ve Özgürlük yazımdan alıntılayacak olursam.
Yukarıdaki sayfa, özellikle sonda Eren’in ölü ama bir şeyleri anlamış bakışlarını gösteren çizim, bize oldukça fazla şey söylüyor. Elbette, burada, Eren’in aklından ne geçtiğini tam olarak bilmiyoruz. Ancak bir bağlama oturtmak, bize bir açıklama sunuyor.
Eren, küçüklüğünden beri özgürlüğü kovalamış birisi. Kendisinin “böyle doğduğunu” söylüyor ama ikinci yazımda, bu konudaki şüphelerimden bahsetmiştim. Başka bir seri olsa, sosyal koşullar gibi şeylerin önemi pek dikkate alınmamış diyebilirdim ama Shingeki no Kyojin, bu tarz konularda oldukça dikkatli olduğunu defalarca gösterdi. Bu yüzden, Eren’in Grisha’nın özgürlük konuşmasını hatırlaması, bize bir ihtimal veriyor: belki de, Eren, Grisha gibi özgürlük tutkunu bir adamın oğlu olduğu için böyle birisi haline geldi. Belki de, Grisha, Eren doğduğundan beri ona özgürlüğün ne kadar önemli bir şey olduğunu söyleyerek, farkında olmadan onu koşulladı. Üstüne yaşadığı travmalar da eklenince, Eren’in kişiliği iyice perçinlendi ve arlanmaz bir özgürlük aşığı haline geldi. Böyle bir durumda, Eren gerçekten özgür oluyor mu?

Bunun yanısıra, yaptığı şeyleri neden yaptığını bile “hatırlayamaz” bir hale gelmiş. Bir tür anlam bulamacı, karmaşa ve boşluk içerisinde, neyin ne olduğu birbirine geçiyor. Bir tür varoluşsal krizle, hayatının anlamı, “iradesi” gibi şeyler iyice anlamsızlaşıyor.
Hikayeyle ilgili diğer bir nihilist nokta, daha meta bir bakış açısından alınması gereken bir şeydir. Filozof Alex Rosenberg’e göre, insan evrimindeki önemli bir sorun, başka insanların amacını anlamaktır. Bu yüzden, insan, başkalarının niyetlerini ve amaçlarını anlamak için, kendisine hikayeler anlatmıştır. Böylelikle “insan beyni milyonlarca yıllık doğal ve kültürel seçilim sonucu hikayelere bağımlı hale gelmiştir.” Bu yüzden, hayatımızı büyük hikayelerin parçası haline getirmek isteriz. Büyük bir idealin, ideolojinin vb. şeyin parçası olmak isteriz. Kimisi için bu millettir, kimisi için devlettir, kimisi için dindir, kimisi için insanlıktır, kimisi için doğadır… sebepler uzar gider. Lakin bir şekilde, hayatımıza bir anlam vermek için, kendimize bir hikaye anlatırız. Bu hikayenin mutlu bir sona varacağını düşünerek, hayatta yaptığımız şeylerin anlamlı olacağını düşünmek isteriz. Öbür türlü, her şey anlamsız olurdu. Yaptığımız şeyler, değerlerimiz, hissettiklerimiz, düşündüklerimiz rastgele şeylerden ibaret hale gelirdi. İşte hikayenin sonu, bu yüzden önemlidir. Shingeki no Kyojin’de olan da, Eren’in ve diğerlerinin çabalarının boşa çıkarılmasıyla, bu anlamlandırmanın, nihilist bir şekilde yok edilmesidir.
Buraya kadar söylediklerimi, tamamen kendi içinde ele alabilirsiniz. Yazarın ölümü yaklaşımını benimsersek, hikayenin sonunda bağlandığı noktayı bu şekilde yorumlayabiliyoruz. Böyle bir yaklaşımı benimsemek, insanı “yazarın niyetini okuma” derdinden kurtarıyor ve oldukça tartışmalı bitmiş bir sonun kafaya biraz daha oturmasını sağlıyor. Bu yaklaşımın getirdiği (veya götürdüğü) bir şey, hikayede şu ana kadar yazılmış pek çok temanın ve hikayenin tamamen boşuna olmuş olmasıdır. Öte yandan, hikaye kendi başına alınınca, bu sonuç aşağı yukarı kaçınılmaz oluyor. Gerçekten de, döngünün başa sarması ve yapılan bütün fedakarlıkların ve çekilen acıların kalıcı ve iyi bir değişime yol açamamış olması, bunu getiriyor.
2. Yazar Açısı?
Yazının başında bahsettiğim gibi, bu kısımda yazarın niyetini de işin içine dahil edeceğim. Bu nihilist bakış açısını destekleyen bir kanıt, yazar tarafından verilmiş bir röportajdan geliyor.
Röportajcı: Isayama-san, Shingeki no Kyojin’in sizin değerlerinizi yansıttığını düşünüyor musunuz?
Isayama: Bence benim “bir şeyleri yok ederek” kendimi ifade etmemi yansıtıyor — medeniyeti yok etmekten veya insanlığı imha etmekten değil fakat “dünyayı tepetaklak etmekten” bahsediyorum. Zannedersem Minoru Furuya’nın işlerinden etkilendim. Özellikle Shingeki no Kyojin’in sonu, tamamen bir şeyleri yok etme arzumu yansıtıyor.
Bu bilgi ışığında, şöyle bir yorum yapılabilir: Isayama, hikaye boyunca, ahlak ve anlam gibi şeylerin altını oyan şeyler anlattı. Serinin sonundaysa son darbeyi vurdu ve her şeyi boşa çıkararak, hayatın anlamsızlığını ve absürtlüğünü göstermiş oldu. Isayama’nın bu yaklaşımı ona özel değil. Pek çok nihilist düşünür, büyük anlatıların anlamsız olduğunu söyler ve hayatı katlanılır kılmak için, bizi mutlu eden, bize zevk veren küçük şeylerle meşgul olmayı salık verir. Isayama’nın hikayesi de bunu anlatmıyor mu? Bunu yaparak, hayata ve oldukça önem verdiğimiz hikayelere dair her şeyi tepetaklak etmiyor mu? İnsana, aklının gerisinde her zaman bulunan o kozmik dehşeti, her şeyin anlamsız olduğu hissini hatırlatmıyor mu? Bizi insan yapan her şeyi tersyüz etmiyor mu?

Isayama, gerçekten de hikayenin sonunda her şeyi yıkıyor. “Sadece” hikayelere değil, insanı insan yapan, bildiğimiz her şeye saldırıyor. Belki de, bu kadar tepki çekmesinin bir sebebi de budur. Kahramanların başarılı olacağını, hikayelerin mutlu sona varacağını düşünmek isteriz. Başarılı olmasalar bile, gelecekte bunun olabileceğine dair bir umut, bir avuntu isteriz. Hele Shingeki no Kyojin gibi insanı duygusal açıdan yakalamış ve yüklü hikayelerde. Oysa her şey boşa çıkıyor ve insanı bir kandırılmışlık, bir anlamsızlık hissi kaplıyor. Bu da, doğal olarak, pek çok kişiyi öfkelendiriyor.
Bunları söylemiş olmakla beraber, başka bir röportajda söylenilenler, bu yorumla çakışıyor.
İşin sonunda, serinin neyin “iyi” neyin “kötü” olduğu konusunda bir yargıya vardığını düşünmüyorum. Örneğin, Furuya Minoru’nun “Himeanole” hikayesini okuduğumda, sosyal normlar altında, toplumun hikayedeki seri katili affedilemez olarak göreceğini biliyordum. Ancak hayatını ve arka planını göz önüne alınca hala merak ettim, “Bu onun doğası idiyse, suçlayacak kişi kim?” Hatta şunu bile merak ettim: “Bir katil olarak doğmamam sadece bir tesadüf mü?” Kesinlikle başaramadığımız şeyleri “çaba eksikliğine bağlı bir hata” olarak değerlendiririz ve bunda bir acılık var. Öte yandan, bir fail için, “Bu hale gelmemin sebebi çabalamamam değil,” demenin bir tesellisi var. Bu koşullar altında kurbanın hislerinin önemli olduğunu inkar edemeyiz. Ancak sorunun kökenini değerlendirirsek, “Doğru olan nedir?” sorusunu yanıtlamak yerine, başka çalışmalar ve felsefelerden esinlenmek ve bu anlar sırasındaki hislerimi doğrudan bir şekilde yansıtmak – bence Shingeki no Kyojin’in sonu buna benzeyecek.
Bu röportajdan anladığımız kadarıyla, Isayama, serinin sonunun tek bir mesaja bağlanacağını düşünmüyor. Gerçekten de, serinin ilk sonu böyleydi. Bıraktığı açık kapı sebebiyle, birden fazla şekilde yorumlanabiliyordu. Öte yandan cilt finaliyle beraber yapılan değişiklikler, bu farklı yorumları oldukça azaltıyor. Benim açımdan, hikayenin en tutarlı yorumu olarak, geriye sadece nihilist yorum kalıyor. Bu yüzden, Isayama’nın bunu bilerek yapmadığı da öne sürülebilir.
İşin diğer bir yanında, Minoru Furuya’nın bahsi iki röportajda da geçiyor. Furuya, “Himeanole” hikayesinde, nedensellik gereği olduğu kişi haline gelmiş bir seri katili anlatıyor. Eren’in hikayesi, bu açıdan Himeanole’ye oldukça benziyor. Belki de, Isayama’nın yıkım ile kastettiği, özgür irade ve mutlak ahlak gibi kavramlara karşı yapmış olduğu bu saldırıdır. Her türlü, yazarın tam olarak neyi kastettiğini bilemiyoruz ve birden fazla yorumla kalıyoruz.
Son Söz

Shingeki no Kyojin’in sonunun ne anlama geldiği ve neden böyle bir şey yaşandığı hakkındaki tartışmalar uzun süre devam edecek gibi duruyor. Burada değinmediğim ama önemli olan diğer bir şey olarak, hikayenin siyasi boyutu bulunuyor (bunun için Shingeki no Kyojin’in Felsefi ve İdeolojik Eleştirisi yazıma bakabilirsiniz). Oldukça ciddi ve ağır temalar, kimi zaman ilginç kimi zaman da sorgulanır bir şekilde ele alındı. Bu yüzden, Isayama’ya yöneltilmiş oldukça fazla eleştiri bulunuyor. Bütün bu bakış açılarını ve daha fazlasını değerlendirmek, insanın farklı, esnek ve analitik bir şekilde düşünmesini sağlıyor. Bu yüzden, hikayenin kalitesi hakkındaki fikir ne olursa olsun, bunların tartışmaya değer olduğunu düşünüyorum. Youtuber Leadhead’in dediği gibi, “sanatı soğurarak geçirdiğiniz her bir saniye, bir kişi olarak kim olduğunuzu da öğrendiğiniz bir andır.” Buna bir ekleme yapıyor ve şunu söylüyorum: “bir hikaye üstüne düşünerek geçirdiğiniz her bir saniye, bir kişi olarak kim olduğunuzu da düşündüğümüz bir andır.” Bu hikayeler hakkında düşünürken, okumalar yaparken, tartışırken, yazarken vb. insan kendi yanlışları ve doğruları, dünya bakışı hakkında yeni şeyler öğreniyor. Bir nevi kendisini yeniden yaratıyor. İşte bu açıdan, tartışma asla bitmeyecek.
Not: Yazının bir önceki halinde yapıcı bir şekilde yorum atarak, kimi noktaları tekrar düşünmem gerektiğini bir kez daha hatırlatmış olan yorumculara -özellikle Lupus Fluvium’a- teşekkürler.
[Hikayenin sonu hakkındaki diğer yorumlarım için Shingeki no Kyojin’in Sonunu Anlama Rehberi: Üç Yorum, Artılar ve Eksiler‘e bakabilirsiniz.]

Feindbild için bir cevap yazınCevabı iptal et